SPOILERLIDIR!
Ne de duvarların gerisinde gizlenen bin muhteşem güneşi.
Bu kitabı okurken hüngür hüngür ağladım. Çok net, gözyaşlarım benden bağımsızca aktılar. Ama o yaşların kaynağı ben değildim, o koca ömür boyu bir elin parmağı kadar ağlayan Meryem'in yaşlarıydı onlar; sevdiğini ölü sanan Leyla'nın, alt katında babası öldürülen Zaymal'ın, yaşadıklarına susa susa konuşma yetisini kaybetmeye başlayan Azize'nin ve daha nicesinin yaşlarıydı bunlar. Afganistan'ın yaşlarıydı. Kadınların yaşlarıydı ve ben bir kez daha hatırladım Birhan Keskin'in o sözünü:
"Erkek ve kadın iki farklı hayvan
Ve öldürür hayvanlar aleminde güçlü olan."
Kitap 3 günde bitti. Okurken binbir şekle girdim ama en çok da hüzünde konakladım. Yoruldum, onlarla beraber koştum, onlarla beraber yetimhane koridorlarında yürüdüm, onlarla beraber o burkayı giydim ve onlarla beraber annem yaşındaki kadına kuma alındım.
Dediğim gibi, spoilerlı bir yazı bu, buraya kadar okuduysanız en az 1 büyük spoiler yediniz bu yazıdan. Buna rağmen, kitabı okuyun derim çünkü bana kadının ve erkeğin temelde ne olduğunu, ataerkin ne kadar zalim ve feminizmin ne kadar yüce olduğunu bu kitap öğretti.
Yine de kendimi hiçbir kalıba sığdırmak istemiyorum. Bir kadın olmak hali hazırda yeterli bir sıfat zaten. Belimize yüklenen çok şey var, hayvanlar aleminde uğruna ölünenlerden değiliz biz insan kadınları. Öldürülenleriz. Bu hep böyle oldu. Kitabın sonunda Afganistan'da kadın olma çağına varmıştık, bu da iki binlerin başına tekabül ediyor. Oysa şimdi? onca kanın döküldüğü, sokaklardan çocuk parçaları toplandığı o yerde kadınlar tekrar hapis içinde.
Edebiyat öğretmenim bir keresinde, "Tarih tarihçilerden öğrenilmez, edebiyatçılardan öğrenilir." demişti. Zira tüm gerçekleri sadece hislerin duruluğuyla anlatan sadece