Ketebe Yayınları muhtelif konulardaki dergi yazılarını bir araya getirince bu koca kitap bizim olmuş. Altı bölümden oluşuyor. Bahsettiği konular ise yabancımız değil: Müslüman bir insanın sosyokültürel yaşamı, derdi, tasası, eğitimi, ekonomisi. Yani büsbütün “müslümanca yaşamak üzerine denemeler” kitabı.
Ben Cahit Zarifoğlu’nu severim. Edebiyat üzerindeki yoluna hayran olmamak elde değil. Bu kitabı da sevdim. Fakat bir tekrar metin gibi okuduğum birkaç bölüm canımı sıktı. Biliyorum, bunlar ayrı ayrı dergi yazıları ve tek bir kitap için tasarlanmadı. Fakat bir kitap içinde birlikte okuyunca “bunu zaten okumuştum” hissi biraz gerilmeme sebep oldu. Sık sık bunun bir derleme kitap olduğunu telkin ettim kendime.
Altı bölümün derdi de farklı: toplumsal sıkıntılar, politika, kültür, miras, ruh, ekonomi, Müslüman ülkelerin sıkıntıları… Hepsi bir araya gelince yazar, yaşadığı dönemde dalgası göğe yükselip duran okyanuslar gibi yerinde duramamış. Bir şeyler yapmak, çabalamak, okumak, yazmak, yola çıkmak… Yazar, edebiyatın boynuna borç demiş.
Fakat bu önemli meseleleri daha önce birçok yazardan okuyunca, Cahit Zarifoğlu’nun saklayamadığı şiirsel dil, o yumuşak ton pek de telkin etmiyor beni. Okuyucu olarak onun kelimelerini alıp kendi filtremden geçirince etkilensem de sarsmıyor beni.
Aklıma İsmet Özel geliyor. Onun yüksekten sesi yakalarımı silkiyor; elinde cetvel, başımı bekliyor. Ben her an tetikte, öğrenmek zorunda, araştırmak zorunda, ilerlemek zorunda hissediyorum kendimi. Burada o his yok. Bazen öyküleme yapılıyormuş hissi havada bırakıyor.
Bir başka konu ise özeleştiri azlığı. Bu kadar hacimli bir kitapta biz düşmana emperyalizm diyoruz, kapitalizm diyoruz; Amerika, İsrail, Fransa, Avrupa diyoruz. Fakat kendimizi ne derece ciddiye alıp eleştiriyoruz? Buna ne kadar mesai