Ayet-kerimedeki "hikmet", Allahu Teala'nın Resûlune indirdiği Kur'an'ın hükümlerini, gizli ve ince manalarını anlama, onu yaşama, onunla hükmetme ve onu uygulama ilmidir; bunu da Resûlullah sünnetiyle ortaya koymuştur. Kendisi de " Şüphesiz bir Kitab ve onunla birlikte bir benzeri ( açıklama ve uygulama ilmi ) verilmiştir." buyurmuştur.
Buhâride de Resûlullah, "Bütün ümmetim cennete girecek, ancak sünneti hesaba katmayanlar giremeyeceklerdir." buyurmuştur. Yüce Allah da Kur'an'da ona itaati emretmiştir.
Bir de İmran b. Husayn "Kur'an'dan başkasından bahsetmeyin." diyen adamı; " Namaz, zekat vb. hükümleri nereden öğrendin?" diyerek meclisten kovmuştur.
(Al-i İmran Suresi 164.Ayet'in Tefsiri)
Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg'u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?
Eser Rusya'nın bir köyünde geçer. Uzun yıllar doktorluk ve akademisyenlik yapmış olan hasta doktor ve genç karısı köye yerleşirler. Aynı zamanda evde; doktorun ilk karısından olma kızı, kızın dayısı ve eski kayınvalidesi oturmaktadır. Eve ara sıra köyün genç doktoru da uğramaktadır. Dayı ve genç doktor, yaşlı dokturun genç karısından hoşlanmakta; aynı zamanda yaşlı doktorun kızı da genç doktordan hoşlanmaktadır.
Eser vişne bahçesinde olduğu gibi tiyatro türünde yazılmış ve burada da halkın yaşadığı ekonomik sıkıntılardan bahsedilmiştir.