Moskova’da basılan Mysl (Düşünce) gazetesi, piyasaya sürüldü, İlyiç hem en İşe koyuldu. 31 Aralık 1910’da yazdığı "Gösteriler Başlarken” başlıklı yazısı, onun bitmez tükenmez çalışma gücünü ve yeteneğini yansıtıyordu. Yazı, şu çağrı ile son buluyordu:
"Yoldaşlar, görev başına! Her yerde örgütlerinizi kurmaya, Sosyal Demokrat Partili İşçi birliklerini yaratmağa ve bunları güçlendirmeğe, ekonomik ve siyasal ajitasyonları geliştirmeye başlayınız. İlk Rus Devriminde proletarya, kitlelere özgürlük için döğüşmeyi öğretti, İkinci devrim de ise onları zafere götürecektir.” (Eserleri, Cilt 16, s. 328)
"Paris grubu yavaş yavaş güç kazanıyordu. İdeolojik yönden de güçleniyordu. En önemli sorun, parasız olmamızdı. İşçi olanlar, bir yolunu bulup para kazanıyorlardı fakat aydınların durumu kötüydü. Her zaman bir işçi gibi çalışma olanakları yoktu. Siyasi sürgünler için açılan fondan geçinmek ve mülteciler lokantasında veresiye yemek yemek, onur kırıcıydı. Bununla ilgili olarak bir kaç üzücü olay hatırlarım. Yoldaşlardan biri mobilya cilacısı oldu fakat işi öğrenmesi için uzun bir süre gerekliydi ve bu nedenle çalıştığı iş yerlerinden sık sık kovulurdu. Diğer mültecilerin oturduğu yerden çok uzakta bulunan bir işçi mahallesinde oturuyordu. Açlıktan o kadar bitkin düşmüştü ki, yataktan kalkacak gücü olmadığı için bize bir mektup yazarak para göndermemizi ancak parayı doğrudan doğruya kendisine değil de, kapıcıya vermemizi istiyordu."
"Kopenhag Konferansından sonra İlyiç, annesini ve kız kardeşini görmek için Stokholm’e gitti. Orada 10 gün kaldı. Bu, aynı zamanda annesini son görüşüydü. Bunu önceden sezmişti ve annesini götüren geminin limandan ayrılışını üzgün bakışlarla izledi. Yedi yıl sonra, 1917’de, Rusya’ya döndüğü zaman, annesi çoktan ölmüştü."
"Karl Marx’ın damadı ve sınanmış bir savaşçı olan Paul Lafargue’ın düşüncelerine İlyiç, büyük bir saygı duyardı. Paul Lafargue, karısı Laure (Marx’ın kızı) ile birlikte Paris’den 25 kilometre uzaklıktaki Draveil’de oturuyorlardı. Yaptıkları etkili eylemlerden sonra, artık bir kenara çekilmişlerdi. Bir gün İlyiç’le birlikte, bisikletle onlara gittik. Bizi çok iyi karşıladılar. Biz Laura Lafargue ile birlikte parkta gezintiye çıkarken, Vladimir İlyiç de, felsefe üzerine yazdığı kitaplarla ilgili olarak Paul’la konuşmaya daldı. Oldukça heyecanlanmıştım, Karl Marx’ın kızı ile yürüyordum. Marx’ın özelliklerini yansıtacak izler bulabilmek için yüzünü büyük bir ilgi ile inceliyordum. Doğrusunu söylemek gerekirse ben, kadının devrimci eylemde alacağı görev ve Rusya üzerine tutarsız, saçma sapan bazı şeyler söyledim. O da bana cevap verdi fakat nasıl olduysa konu dağıldı. Döndüğümüz zam an Lafargue ve llyiç hâlâ felsefe üzerinde konuşuyorlardı."