"Paris’de, çalışma olanakları çok güçtü. Bibliothèque Nationale uzaktaydı, İlyiç buraya bisikletle gidiyordu. Fakat Paris’de bisiklet kullanmak Cenevre’nin dış m ahallelerinde olduğu gibi kolay değildi. Çok dikkat etmesi gerekiyordu. Bu bisikletle gidiş gelişler onu yorgun düşürdü. Kütüphane, öğlen yemekleri sırasm da kapanıyordu. Kitap almak için bir çok kırtasiyecilikle uğraşmak gerekiyor ve bu arada İlyiç, kütüphaneye, kütüphane ile birlikte bütün Paris’e küfrediyordu. Cenevre'deki yaz
kurslarında bana Fransızca dersleri veren bir Fransız profesörüne mektup yazarak bize daha iyi bir kütüphane tavsiye etmesini istedim. Bu konuda gerekli bügileri veren mektubu hem ën gönderdi, İlyiç, tavsiye edilen bütün kütüphaneleri dolaştı fakat hiçbiri uygun değildi."
"Ortak bir dava uğruna dövüşmek, insanları, her şeyden daha çok birbirine yaklaştırır, öte yandan İlyiç, insanları, fikirleri ile alevlendirip, onlara kendi coşkunluğunu aşılarken aynı zam anda onlardan, diğerlerinin almayı başaram adığı şeyleri alma konusunda ve içlerindeki İyiliklerin açığa çıkarılm asında son derece başarılı oluyordu. Onunla birlikte çalışan her yoldaş, içinde İlyiç’den bir parça varmış gibi hissediyordu. Ve belki onlara bu kadar yakın olmasının nedeni de buydu."
"İlyiç, daha önemli işlerle uğraştığından, biz kadınların yeni evimizi düzenlemek için gösterdiğimiz heyecan ve telaşı belki fark etmiyordu. Şehrin kenarındaki Rue Bonier’de bir apartman dairesi kiraladık. Burası, Pare Montsouris’den uzak olmayan Avenue d’Orleans üzerindeydi. Büyük ve aydınlık bir daireydi. Şimdi her yeni evin durağan demirbaşı haline gelen şöminenin üzerinde ayna vardı. Ancak, oldukça lüks olan bu apartman, bizim yaşama şeklimize ve Cenevre’den getirdiğimiz mobilyaya uymuyordu. Çam ağacından yapılan masamıza, sandalye ve taburelerim ize baktığı zam an kapıcının yüzündeki alaylı İfade, görülecek şeydi. Oturma odamız bir kaç sandalye ve küçük bir masadan oluşuyordu. Herşeye rağmen burası, sıcak ve rahat bir yerdi. Evle ilgili her çeşit uğraş, bütün zamanımı alıyordu. Cenevre’de bu işler daha kolaydı. Burada ise büyük bir sorundu. Havagazının bağlanması ile ilgili olarak gerekli izni alabilmek için üç kez şehre inmek zorunda kaldım."
“Demokratik cumhuriyet için mücadele," o zamanlar bizim programımızda yer alan bir konuydu. İlyiç şimdi, demokratik burjuva cumhuriyetinin, Çarlık rejiminin incelmiş bir şekli olduğunu fakat yine de çalışan kitleleri köleleştirmek için bir araçtan başka bir şey olmadığını açıkça görüyordu. Demokratik bir cumhuriyette politik yapı, sosyal yaşantının bütününü burjuva ruhundan esinlendirme esasına dayanır. Öyle sanıyorum ki eğer İlyiç 1905 Devriminin ve İkinci Ayrılış yıllarının devresini yaşamasaydı, Devlet ve Devrim adlı kitabım yazamazdı.
Odak Yayınevi - Gericilik Yılları - I. Bölüm - Cenevre (1908)
“Halk için” dedikleri burjuva okullarının ne olduğunu ilk -kez anladım. İşçi çocuklarının birer uysal köle olmaları için eğitildikleri geniş pencereleri olan görkemli okul binaları gördüm. Aynı sınıftaki işçi çocuklarının kulağına yumruk patlatan fakat zengin çocuklarına hiç dokunm ayan okul müdürleri gördüm. Her çocuğun kafasının temelsiz bilgilerle nasü doldurulduğunu, bütün eğitimin sınavlara ivedilikle hazırlanmak amacına yönelik olduğunu ve her aşamada çocukların beyninin güçlü olma ve servet toplama fikirleri ile nasıl yıkandığım gördüm. Demokratik bir ülkede böyle bir şeyin olabileceğini hiç bir zaman düşünmemiştim. İzlenimlerimi İlyiç’e anlatıyordum ve o da beni dikkatle dinliyordu.
Odak Yayınevi - Gericilik Yılları - I. Bölüm - Cenevre (1908)