Uyudum gözlerimde nöbet ve sisli bulvarları sabaha bağlayan saat 5te. Çatıma düşen yağmurun sesi az daha olsa huzuru pay ederdi tabağıma. Yetinirdim bir iki kaşıkla akar giderdi boğazdan gemiler. Kızılı yakalayan akşamlarda halim tünerdi bodur eğlencelere. Hasbihal ederdik, çayın burukluğunu alan tütünler ikram edilirdi. Göğüs kafesine sığamayacak konular hakkında münakaşa ederdik. Hep kaybederdik tıpkı gerçekte olduğu gibi ya kendimizi ya sevdiklerimizi. Yükseldi sesi yağmurun sonra sakinleşti. Değişmişti senden sonra, benden önce. Yollar kesmiyor, şiveler hep aynı. Başım dönüyor bunca renkten ve gelecekten. Araf bile tarafı olmuş tarafsızların. Anlamışsınızdır neden gidişine sövdüğümü. Derin nefesler göğe yükselir başımı duman eder. Gençliğim yanar bu muhitte, bu migrende. Har içinde yansaydın da minnet etmeseydim. Neden avare bir su oldun da başka bir harı söndürdün? Gözlerim kapalı ne bir şehri ne de bir kadını dinlemem artık. Loş ışıklarda boş eylemler dizerim ipe. Un da sermem elime yüzüme bulaşır mürekkep. Şirazemi toplarım kırıntılar arasında ne de olsa ele batmaz, gönül yakmaz. Manidar olan unutulan değerler mi yoksa harcanan hayatlar uğruna değerler mi? Her şeye benzedi cinastan başka. Bir sesteşim olamadın aynı boğumdan okuyamadık musikileri. Sarhoşluğu da öğretemedi serseri kaldırımlar. Süpürülmedi ya da çöpçüler toplamadı, her zaman koyduğum yerdeydi eve girmeden caddede saklıyordum bu mereti. Çelimsiz bir çalımın kurbanı olduk, rahat geçildik çok gol yedik. Yakamadık gemileri böylelikle forsalığımız da başlamış oldu. Boşuna kürek çektik, beklenen hiçbir limana uğramadık ve en çok Karadeniz’de batırıldık. Matem o metal tadını damaklarımıza değdireli müptelası olduk gam ve kederin. Hava ağır ve muhafazakarlar kadar kapalı, arada bulutların arasından güneş
GASSAL
Mürekkebim seni temizleyebilecek tek gassal
Sen öldürürsün bu vakitten tezi yok beni
Çarmıha gerilen sinirlerim ve geride bıraktığım kutsal tebessümüm
Uysallaşır duygular yılların şarabıyla
Şimdi sen gidince sana bağlı binlerce hayal de imara açılır
Hazineye bari kalsın sana açılan yollar
Çöplüklerde martılar ağlasaydı bir şansımız olurdu bence
Sevişmek için değil, sevdayı ağızda geviş getirmek için
Tutamıyorum ne kendimi ne zamanı ne iklimi ne de artık kaderim olan bu coğrafyayı
Avucumun içini bile bilemiyorum, hangi kavşaktaysan söyle çizgimi oraya yazsınlar
Başım öne eğildi ve penceremden kar geliyor
Tüm türkülerde dolaştım hepsinde adın geçiyor
Aydınlatır mısın son kez gecemi? Yaralı değilsin bu yüzden belki de tanrıça olmaya da layık değilsin
Bu kadar büyüttüm gözbebeklerimde seni, neden karga olmayı seçtin?
Zeuxis olamadığımdandır iyi çizememişimdir, elinde sevda tutan çocuğu
İlk tarizimi etmiyorum senin adına tanzim
Yıkık dökük bir hikâyenin sahte, hazin sonunu oynamak ancak bana yakışırdı
Gözümde tüter tünerken tutuşan tütünün tozu
Özümde biter başkalarının bitişikliği
Sen bu absürt denklemin hangi bilinmeyeni?