Eser 1930’lu yıllarda (ülkeye atom bombasının düşmesini müteakip), Japonya’da geçiyor ve Yozo adlı karakterin hayatını dramatik şekilde bizlere anlatıyor. Tam ve net şekilde özetleyecek olursak kitap içinde yaşadığımız dünyada, insanların giderek artan bireyselcilik, akabinde gelen yalnızlık dıygusu, ağır ekonomik şartlar, toplumsal bağların kopukluğu, toplumsallaşmanın birincil kurumu olan ailenin birey üzerindeki etkisi, evrensel ve toplumsal değerlerin yitimi karşısında insanların türdeşlerine olan inançlarını kaybetmesi, sonrasında vukû bulan güven duygusunun yitimi ve en nihayetinde insanın anlam arayışı yolculuğunda bu gibi olumsuz etkenler karşısında irade gösteremeyerek, psikolojik buhranlara kapılarak aslında hayatını ve insanlığını adım adım nasıl kaybettiğinin öyküsünü anlatıyor.
Eser aslında hayatın ağırlığı (kişinin algısında) karşısında, amaçların, iradenin, iyi insan olabilme gayesinin nasıl da hızlı ve dramatik şekilde kaybedilebileciğini anlatıyor. Yazar bunu yaparken mükemmele yakın bir edebi dil kullanmış, betimlemelere fazlaca yer verirken gerçeklikten
ve sadelikten kopmamış ve en önemli nokta da ana karakterin iç dünyasını harika psikolojik analizlerle taçlandırmış.
Mekanikleşmiş, bireyselleşmiş, etik değerlerden uzaklaşmış günümüz dünyasında bizler de aslında eseri okurken Yozo gibi kendimizi çaresiz hissedebiliyor “ direniş göstermemek suç mu” cümlesini Yozo gibi kurmak isteyebiliyoruz.
Konu, kurgu ve edebi dil anlamda başarılı sayabilebeceğim bu eseri, bazı sorgulamaları kendimiz için de yapmak ve güçlü olabilmenin önemi anlamak açısından okurlara tavsiye ediyorum.