Kışın o sağır edici ayazında, toprağın altında unutulduğunu sanan tohumların sessiz bekleyişidir aslında hayat. Bazen üstümüze örtülen o ağır, gri bulutların hiç dağılmayacağını; kuruyan dallarımızın bir daha gökyüzüne uzanamayacağını sanırız. Oysa doğanın bize fısıldadığı en büyük sır şudur: Her sert kış, göğsünde muazzam bir baharın ihtimalini saklar.
Karşımıza çıkan yeni fırsatlar, tam da umudu kestiğimiz o çorak topraklarda aniden çatlayan taze filizler gibidir. Dün bittiğini, solduğunu sandığın bir hikayenin, bugün usulca tomurcuklanma cesareti göstermesidir. Rüzgarın kırdığı dalların yasını tutmak yerine, toprağa düşen ilk cemreyle o derin köklere yeniden sarılıp inatla çiçek açabilmektir.
Çünkü bahar, vazgeçmeyenlerin mevsimidir. Gözlerimizi yere dökülen çürümüş yapraklardan ayırıp, yüzümüzü o yeni doğan ılık güneşe çevirdiğimizde anlarız bunu. Yeter ki o eşiği atlamaya cesaret edelim. Ne kadar sert budanmış, kendi yalnızlığımızda ne kadar üşümüş olursak olalım; içimizde hala yağmurunu bekleyen ve her yeni fırsatta rengarenk açacak uçsuz bucaksız bir bahçe var.