Bu ikilemle yüzleşemem dedi kendine. İnsanoğlunun bu boyutta bir ahlaki belirsizlik içinde hareket etmek zorunda kalmasıyla. Bunda yol yok; her şey bulanık. Her şey ışığın ve karanlığın, gölgenin ve maddenin kaosundan ibaret.
Tao'yu gerçekten bilmek nasıl bir şey acaba? Tao önce ışığın, sonra da karanlığın girmesine izin verendir. İki temel gücünü karşılıklı etkileşimine meydan verir ve böylece de hep yenilenme gerçekleşir. Herhangi bir şeyin yıpranmasını engelleyen de budur. Evren asla tükenmeyecek çünkü tam karanlık her şeyi boğmuş gibi görünürken gerçekten üstünmüş gibi görünürken tam da onun derinliklerinde yeni ışık tohumları yeniden doğar. Bu yoldur. Tohum düştüğünde yeryüzüne, toprağa düşer ve toprağın altında, gözden uzakta yaşamaya başlar.
Sorgulanana dek her şey yolundaydı. Kimse zarar görmüyordu. Gerçeğin ortaya çıkacağı güne dek de görmeyecekti. O zaman herkes eşit oranda mahvolacaktı. Fakat şimdilik kimse bu konuda konuşmuyordu.
Bu aşırı gurur, kibir değil; şişen egonun mutlak sınırına ulaşması.. tapan ile tapılanın birbiriyle karıştırılması. İnsan, Tanrıyı yemedi; Tanrı, insanı yedi. Anlamadıkları şeyse insanın acizliği. Ben zayıfım, küçüğüm, evrende hiçbir önemim yok. Evren benim farkımda değil; görünmeden yaşıyorum. Ama bu niye kötü bir şey olsun ki? Böylesi daha iyi değil mi?
Ve ben sebebini biliyorum diye düşündüm, tarihin kurbanları değil failleri olmak istiyorlar. Kendilerini tanrının gücüyle özdeşleştirip, tanrısal olduklarına inanıyorlar. Bu onların temel deliliği. Bir arketip tarafından ele geçirmişler; egoları psikotik bir şekilde öyle şişmiş ki, kendilerinin nerede başladığını ve tanrısallığın nerede bittiğini bilemiyorlar.