Gönülçelen, 1950'lilerin başındaki ilk baskısından beri dikkatleri üzerinde tutan bir kitap. Sanırım bu kadar ilgi çekmesinin başlıca nedeni, o zamanlarda alışılmadık bir durum olan, öykünün yer yer argo kullanımına bile başvurarak, günlük konuşma dilinde yazılmış olması. Yazarı Salinger'in ünlenmekten dolayı son derece rahatsız olması ve inzivaya çekilip, gizemli bir hava estirmesinin de payı olabilir. Bu ilginç adamın, dünyanın her köşesinde kitabını basacak yayınevlerine bir de şart koştuğunu duymuştum: Kitabın ne kapağında, ne de içinde hiç resim olmayacak.
Yeni yetmelik çağındaki bir oğlanın dünyasını; okul hayatı, ailesi, arkadaşları ve yaşadığı kenti nasıl algıladığını gördüğümüz başarılı bir psikolojik romandır Gönülçelen.
Ben Cem Yayınevi'nden çıkan o çok eski baskısından okumuştum. Can Yayınlarının çizimli bir baskısını ise kitabın özel hayranlarından biri olan bir arkadaşım için sahafta bulup, armağan etmiştim. Salinger'in vefatının hemen sonrasına denk gelen bir zamandı ve o esnada tüm dünyada her zamankinden de yoğun ilgi görmekteydi kitap. Dolayısıyla sahaf arkadaş, kapanın elinde kalacak olan o kopya için bana sağlam bir kazık atmıştı ama ne yapalım; arkadaşımın kitaplığında daima duracağını, her baktığında onu gülümsetecek olduğunu düşünmek paha biçilmezdi.
Son bir not: Nedense Gönülçelen bana üslup bakımından "Sıradan İnsanlar"ı anımsatır, onu da öneririm.