Uzel

Uzel
126 okur puanı
Eylül 2017 tarihinde katıldı
6.bölüm * 15 Ekim 2010 tarihinde Thomas Fritz [...] kurumuş bir yabanelması ağacını kesmeye kalktı. (...) Kalem kalınlığında bir dal, elinin başparmağıyla işaret parmağı arasındaki perdeye girdi. (...) İki gün sonra doktora gittinde bir kist oluşmuştu. Fritz antibiyotik kullandı ama işe yaramadı. Eli ancak beş hafta sonra bir cerrah etine saplanmış birkaç kıymığı çıkardıktan sonra iyileşmeye başladı. Fritz'in doktoru yaradan biraz sıvı örneği almamış olsaydı, bu talihsiz olay burada kapanacaktı. Sıvı, esrarengiz mikrobiyal örneklerin ne olduğunun belirlenmesi için gönderildiği Utah Üniversitesi'nde bir tesise ulaştı. Laboratuvarın otomatik cihazları, Fritz'in yarasındaki bakterinin E.coli olduğunu saptadıysa da, tıbbi direktör Mark Fisher bunu yutmadı. DNA doğru eşleşmiyordu. Dizileri daha yakından inceleyince, bunların çok yakın bir tarih olan 1999'da keşfedilmiş Sodalis adlı bakterininkiyle neredeyse özdeş olduğunu fark etti. Şansa bakın ki, bakteriyi keşfeden Colin Dale adlı İngiliz biyolog da aynı üniversitede çalışıyordu. Dale kuşkuluydu. Fisher, mikrobun laboratuvarda agar besiyerinde ürediğine dair güvence verdiyse de, Dale bir yanlışlık olduğunu düşünüyordu. Bilindiği kadarıyla Sodalis yalnızca böceklerin vücudunda yaşıyordu. Dale onu ilk olarak kan emici çeçe sineğinde, ardından hortumlu kınkanatlılarda, piskokulu böceklerde, yaprakbitleri ve bitlerde bulmuştu. Bakteri bu hayvanların hücrelerinde yuvalanıyordu ve başka bir yerde yaşayamayacak kadar çok gen kaybetmişti. Enfekte bir elde ya da ölü bir ağaç dalında yaşamak şöyle dursun, bir petri kabında üretilmesi bile olası değildi. Yine de DNA yalan söylemiyordu. Fritz'in elinden alınan örnekteki bakterinin birçok geni Sodalis'in genleriyle özdeşti. Dale bu yeni suşa "İnsan Sodalis'i" anlamında HS ("human
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·408 syf.·
2019 1. kitabı
Kitabı ilgi ve beğeniyle okudum. Aksiyon temposu hiç düşmeyen bir macera filmi gibi; yani dikkatinizin her an okuduğunuz satırlarda olması gerekiyor çünkü her bir satır çok ilginç ve kaçırılmayacak bilgiler içeriyor. Okunmasını öneririm. Kitabın orijinal adı olan “Çokluklar Var İçimde” aslında Walt Whitman’a ait bir dize; yazar ilk olarak s.5’in sonunda hatırlatıyor bunu. Sonrasında s.11’de ve s.27’de yine kitabın adına atıf yapıyor. Türkçe basımda birkaç yazım hatası var; sonraki baskılarda onların düzeltilmesi iyi olur; bazıları şöyle: s.71’de söz edilen bilimcinin adı Harold değil Harald olacak. s.155’te Paskinson yerine Parkinson, kolik yerine kolit. Çeviriyle ilgili olarak, öncelikle çevirmenin emeğine sağlık diyor ve birkaç ufak öneride bulunmak istiyorum. s.47’deki cümlenin orijinal olan “It came from Ralph Wolfe, who had become an authority on an obscure group of microbes called methanogens.” için yapılan “Çözüm, pek bilinmeyen bir mikrop grubu olan metanojenler konusunda otorite sayılan Ralph Wolfe’den geldi.” çevirisinde “çözüm” yerine “canlı” demek daha iyi olabilirdi çünkü İngilizce cümledeki “it” sözcüğü, bir önceki paragrafta sözü geçen canlı türüne işaret ediyor. s.71‘deki çevirinin de gözden geçirilmesi iyi olur: “They also fuel its most extraordinary ability.” cümlesi için “…yeteneğinin de kaynağıdır.” yerine “…yeteneğine de yakıt sağlar.” öneririm; çünkü “kaynağı” deyince, sanki bakterilerdeki bir genetik kod falan sayesinde işlem tamamlanabiliyor gibi geliyor; halbuki sadece enerji sağlama meselesinden ötürü onlara bağımlılık var. s.183’deki çeviri: “bu kitaptaki pek az kavramın, halim selim simbiyoz araştırmacılarını birbirine düşürme ihtimali vardır.” Orijinali: “few concepts in this book are more likely to make mild-mannered symbiosis
MikrobiyotaEd Yong · Domingo Yayınevi · 2025742 okunma
5.bölüm * Crohn hastalığı olan insanlarda sık karşılaşılan bir mutasyonu taşıyan farelerle çalışmıştır. Bu farelerin bağırsaklarında iltihap gelişmiştir ama sadece bağışıklık sistemlerini çökerten bir virüsle enfekte oldukları VE iltihaba neden olan bir toksine maruz kaldıkları VE normal bağırsak bakterilerine sahip oldukları zaman. Bu tetikleyicilerden herhangi birinin eksik olması halinde, fareler sağlıklı kalmıştır. Onlarda İBH gelişmesine neden olan şey, genetik yatkınlık, viral enfeksiyon, bağışıklık sorunları, çevresel toksin VE KENDİ MİKROBİYOMLARIDIR. Her vakanın kendine ait karmaşık bir öyküsü vardır. * Antibiyotikler. Mikroplar bu maddeleri var olduklarından beri birbirleriyle mücadele etmek için kullanıyorlar. İnsanlarsa bu antik cephaneliğe 1928’de kazayla adım attılar. (…) Çiftçiler, hayvanlarını düşük doz antibiyotiklerle semirterek aynı deneyi 1950’lerden beri istemeden de olsa yapıyorlar aslında. Kullanılan antibiyotik ya da hayvan türü ne olursa olsun sonuç değişmez: Hayvanlar daha hızlı büyür ve daha ağır çeker. Bu “büyüme destekleyiciler”in işe yaradığını herkes biliyordu ama hiç kimse nedenini anlayamıyordu. Blaser’ın çalışması olası bir açıklama sunuyor: Antibiyotikler mikrobiyomu bozarak kilo almaya neden olur.
4.bölüm * Mutualist, kommensal, patojen ya da parazit gibi etiketler, sabit kimlik kartları değildir. Bu terimler daha çok aç, uyanık ya da canlı olmak gibi varoluş durumlarına veya işbirliği yapmak, kavga etmek gibi davranışlara benzer. İsimlerden çok, sıfat ve fiildirler; iki ortağın belirli bir zaman ve mekanda birbiriyle nasıl ilişkilendiğini tarif ederler. (…) Yerleşimin önemli olduğunu unutmayın: Mikroplar, bulundukları yere göre faydalı müttefik ile ölümcül tehdit olmak arasında gidip gelebilirler. O yüzden birçok hayvan, mikrop bahçelerinin etrafını duvarla çevirmek için gerçek bariyerler kurar. (…) Böcek türlerinin yaklaşık beşte biri, simbiyontlarını bakteriyosit denen özel hücrelerin içine almıştır. Bakteriyositler, farklı soylarda defalarca evrimleşmiştir. Bazı böcekler onları diğer hücrelerinin arasına yerleştirir; bazılarıysa bağırsaklardan üzüm salkımına benzer kümeler şeklinde dallanan, bakteriyom dediğimiz organlar halinde bir araya toplar. Kökenleri ne olursa olsun hepsinin işlevi aynıdır: Bakteriyel simbiyontları barındırmak ve kontrol etmek; diğer dokulara yayılmalarını önlemek ve onları bağışıklık sisteminden saklamak. (…) Kanser, bir hücrenin vücudun kurallarına karşı geldiği bir hücresel isyan hastalığıdır. Hücre kontrolsüzce büyüyüp bölünerek, konakçının hayatını tehlikeye atan tümörler oluşturur. İnsan hücreleri aslında aynı hayvanın parçasıyken bunu yapabiliyorsa, konakçısı olan karıncadan hâlâ ayrı bir organizma olan Blochmannia gibi bir bakterinin de aynısını yapabileceğini düşünmek hiç de zor değil. O da kontrolsüzce çoğalan, karıncanın kendisi için ihtiyaç duyduğu enerjiyi emen ve uzak durması gereken hücreleri istila eden simbiyotik bir kansere dönüşebilir. Böcekler, bakteriyositlerle bunun önüne geçebilir. Besin maddelerinin
3.bölüm * Karanlıkta bakterilerin saçtığı ışık, ay ışı yukarıdan vurduğunda mürekkepbalığının siluetini yırtıcılardan gizliyor. Bu hayvanın gölgesi yok. (…) Embriyologlar Hawaii kısa kuyruklu mürekkepbalığına, mikrobiyologlarsa ışıldayan bakterilerine aşinadır. Ancak aralarındaki ortaklık, daha önceleri bütünüyle göz ardı ediliyordu. (…) Her şey fizikle başlıyor. Işık organının yüzeyi mukus ve yer yer de sil denen hareketli tüycüklerle kaplı. Bu tüycükler suda, bakteriden daha büyük olmayan parçacıkları çeken bir türbülans yaratıyor. V.fischeri ve diğer bakteriler mukusun içinde toplanıyor. Bundan sonrasında fizik yerini kimyaya bırakıyor. Bir V.fischeri hücresi mürekkepbalığına dokunduğunda bir şey olmaz. İki hücre dokunduğunda yine bir şey olmaz. Ama beş hücre temas ederse, o zaman mürekkepbalığının birçok geni etkinleşir. Bu genlerin bir kısmı, V.fischeri’ye zarar vermeksizin diğer mikroplar için yaşaması zor bir ortam yaratan antimikrobiyal kimyasallardan oluşmuş bir karışım üretir. Diğer genler mürekkepbalığının mukusunu parçalayarak daha da fazla V.fischeri çeken enzimlerin salgılanmasını sağlar. Bütün bu değişiklikler, başlangıçta diğer bakteriler sayıca bire karşı bin olacak şekilde ağır bastığı hâlde neden V.fischeri’nin kısa süre içinde mukus tabakasında baskın konuma geçtiğini açıklar. Mürekkepbalığının yüzeyini kendi türünden daha fazla bakteriyi çeken, rakipleri için caydırıcı bir ortama dönüştürme becerisi sadece ve sadece bu bakteride mevcuttur. V.fischeri bilimkurgu öykülerindeki, yaşam için uygun olmayan gezegenleri koforlu bir yuvaya dönüştüren kahramanlara benzer. Tek farkla: yaşanabilir hâle getirdiği yer bir gezegen değil, bir hayvandır. V.fischeri mürekkepbalığını dışarıdan değiştirmeye başladıktan sonra içeriye doğru hareket eder. Az sayıdaki