Günlük biçiminde yazılan kitapta, romanın kahramanı Roquentin'in dünya karşısında duyduğu tiksinti anlatmaktadır. Bu tiksinti yalnızca dış dünyaya değil, Roquentin'in kendi bedenine de yöneliktir. "Varoluş"la yüz yüze gelen Roquentin'in geçirdiği değişimi anlatan Bulantı, varoluşçuluğun kült kitaplarından biri olmuştur.
Bulantı, romanın adı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı "kendinde şey", insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi için şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konmaktadır. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu konuları detaylarıyla açıklamaktadır. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirmektedir.
Dünya boş ve anlamsız, her şey, insan, hayat, toplum SAÇMAdır. Evrensel bir SAÇMAlıktır. Bunu düşünmek yorucu, hatta hayattan bezdiricidir. Yaşamın tekdüzeliği altında, makineleşmiş bir dünyada makineleşmiş insan, ölümü bile rahatlıkla kabul eder. Hayat yaşamaya değmez. Sartre, Marksizmle Varoluşçuluğu buluşturma çabasıyla, "saçma"yı daha anlamlı bir biçimde, eylemsel zorunluluğun altını çizmek için kullanmıştır.