Puan vermedi·48 syf.··
2026 30. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 13:15
okudumbitti Herkese selam kısa Klasikler serisinden Emile Zola'nın kaleminden nasıl Ölünür kitabını okudum benim için etkileyici bir kitap oldu güzel kitaptı 47 sayfayı oluşan akıcı okunabilecek bir günde okuyabileceğiniz bir kitap. Can yayınlarından okuma yapmayı çok seviyorum. Fransız klasikleri, aile ,ölüm ,cenaze, tabu ve yas konularından oluşan kitabın konusunda sizlere anlatmak istiyorum. Ölüm gerçek, ölüm döşeyip tabu, cenaze ortak, yas bireysel Peki ölümü herkesi eşitler mi? Öykü okumayalı Uzun zaman olmuş. Klasik eserlerden bahsetmek istiyorum, Çünkü Öykü okuyucuları Bu kitabı çok beğenecek!! Kitap hakkında birkaç olumsuz yorum görmüştüm ama ben kitabı Genel olarak beğendim 10 üzerinden 9 verebilirim birincisi Bence daha uzun olabilirdi bazı yerler daha uzun anlatılabilirdi ama kısa olması kesinlikle olayın akışını bozmamış. Kitabı okumadan yargılamayın okuduğum zaman sevdim.. Romanlardan tanıdığımız Emine zoladan toplumsal ekonomik koşulların ölümü nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seren çarpıcı Öyküler; aristokrat, burjuva, esnaf ,köylü ve işçi ailelerin bu süreci nasıl yaşadıklarını olanca sadeliğiyle ve toplumsal çerçeveden kopmadan sergileyen 5 öykü kitabı. Para ölümü zehirlerse;ölümden bir tek öfke çıkar tabutların üzerinde insanlar dövüşür. insan tarafından küçük birikimler yapıp sonra da huzur içinde yiyebilmek isteyince bu tavsiyeler hiç uymuyor. Ticaret işi böyledir ; kendinizi tedavi ettirmeye zaman bile bulamadan ölür gidersiniz. Yazardan okuma yaptınız mı ? Bu kitabı sevdiniz mi? #kitapönerisi #kitaptavsiyesi #canklasikleri #ölüm #yas
1000Kitap
Nasıl ÖlünürEmile Zola · Can Yayınları · 202024,3bin okunma
İnsan, Kendine Anlattığı Hikayedir.
Puan vermedi·330 syf.·
2026 10. kitabı
Zülfü Livaneli’nin okuduğum üçüncü kitabı. Önce Serenad, sonra Huzursuzluk, şimdi de Kardeşimin Hikayesi… Her kitabında farklı bir dünyaya giriyorum ama değişmeyen tek şey, Livaneli’nin insan ruhunu anlatma biçimi. Bu kitapla birlikte kalemini ne kadar sevdiğimi bir kez daha fark ettim. Kitaba başladığımda karşıma böyle bir son çıkacağını hiç düşünmemiştim. Hatta ilk sayfalarda sakin ilerleyen, kendi halinde bir hikaye okuyormuşum gibi hissettim. Çünkü toplumda aşk hep yüceltilen bir duygu olarak anlatılıyor. Şarkılar, filmler, şiirler hep aşkı güzelleştiriyor. Ama Livaneli burada aşkın başka bir yüzünü de gösteriyor. Bazen insanı hayata bağlayan bir duygu, bazen de insanın kendi hayatını yavaş yavaş tüketmesine sebep olan bir saplantı olabiliyor. Ama sayfalar ilerledikçe olayların altında bambaşka duyguların saklandığını da fark ettim. Bir noktadan sonra sadece “katil kim?” sorusunu değil, “bir insan neden bu hale gelir?” Bir diğer düşündüğüm şey ise insanları ne kadar tanıyabildiğimiz oldu. Günlük hayatta karşımızdaki insanların anlattıkları kadarını biliyoruz. Birkaç cümle duyuyor, birkaç davranış görüyor ve onlar hakkında kesin yargılara varıyoruz. Oysa herkesin içinde kimsenin bilmediği hikayeler, kırgınlıklar ve sırlar var. Final kısmına gelirsek… Uzun zamandır bir kitap beni böyle ters köşe yapmamıştı. Kitabın sevdiğim yanı, okuru sürekli şüpheye düşürmesi oldu. Her şeyin cevabını bulduğumu düşündüğüm anda yeni bir soru çıkıyor. Sevmediğim tek tarafı ise bazı bölümlerde olaydan çok anlatılan düşüncelerin ön plana çıkmasıydı. Yer yer tempo düştü ama final buna değdi. Son sayfalarda öğrendiğim gerçeklerle birlikte okuduğum bütün hikayeye baştan bakmak zorunda kaldım. Şaşırdım desem az kalır. Çünkü bu sadece beklenmedik bir son değildi
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,5bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·288 syf.··
Beğendi
·
2026 97. kitabı
·
65 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 12:12
Septoloji, birbiriyle bağlantılı yedi ayrı eserden (roman, oyun veya şiir) oluşan edebi bir seri veya yapı anlamına gelir. 2023’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer bulunan, Öteki İsim’in de içinde olduğu yedi kitaptan oluşan bu derinlikli metin New York Times ’ın 21. Yüzyılın En İyi Yüz Kitabı arasında. Sanırım yazarı ve yazdıklarını özel kılan, #dokuzkatlıinsan ‘ı en filtresiz haliyle çözümlerken okuyucusunun kendisiyle özdeşleştirebileceği benliğine dokunması… Bengi dönüşün aksi sedası bir nevi … Tüm metin ben’liğe, varoluşa, inanca, hiçliğe ve her şeye dairken yazar odağına aldığı iki soruyu dikte etmeden ama altını çizerek soruyor okuruna. Bizi, biz yapan nedir? Bize biçilen hayat, sadece bir hayat mıdır? Karakterler ve olay(n)lardan bahsetmeyeceğim, bunlar arka kapakta eser miktarda da olsa fikir verici olarak bulunuyor. Ben size, kendini, dünyayı, döngüyü “gerçekten gören” Fosse’nin eşsiz büyüsünden cirmimce bahsetmek istiyorum. En basit kelimelerle bile nasıl bağ kurulabileceğini gösteren sihrinden… Noktalama işareti olarak sadece virgülü kullanıp her şeyin, herkesin birbirine ulandığını; yaşamın bazen sadece bir eklenti olduğu ve nihai sona kadar bunun bir devam olduğunu gösterdiği oyunundan… Metin boyunca sıkça kullandığı geri dönüşlerin ve tekrarlamaların sırrının kendisini dev aynasında gören, ruhu cüce kalmışların ya da kendisini küçük gören/ kendini göremeyenlerin travma ve nefretleriyle küçülttüğü dünya döngüsüne yaptığı atıf olduğundan … “Bana hüzün bahşedildi ve ben bir şair oldum,” der Ibsen. Acı, hüzün, keder de bir armağandır, tıpkı mutluluk, neşe, sevinç gibi… Mesele bunları nasıl karşıladığındır, demiş Fosse. Katılmamak mümkün değil, zirâ bir şeyin nedeni güçlüyse nasılı kolaydır. Yazım dilinin kolaylığına rağmen anlatı üslubu ile demir
Öteki İsimJon Fosse · Monokl Yayınları · 202521 okunma
Puan vermedi·1464 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Amerikan iç savaşı ve onu izleyen Yeniden Yapılandırma Döneminde geçiyor roman. Güneyli bir çiftlik sahibi olan Gerald ve Ellen O’hara’nın kızı Scarlett O’hara’nın mücadelesini ele alıyor eser. Scarlett güzelliğinin farkında olan, şımarık, gösteriş seven ve bütün erkeklerin kalbini feth eden, gururlu, inatçı ve asla pes etmeyen bir kadındır. Bütün hikaye onun Ashley Wilkes’e aşık olması ya da kendini aşık zannetmesinin etrafında döner durur. Bir anda bütün ülkeyi saran savaş, savaş karşıdında Scarlett’in tutumu, inatçılığı, ayakta kalma mücadelesi, ailesine sahip çıkıp onlara bakmak için elinden geleni yapması, hırsı bitip tükenmeyen tutkuları. Hiç fark etmediği hayatına giren Rhett Butler, ona sığınması, gölge gibi ona sahip çıkması.. Melanie, bu hikayedeki en masum insan bu hayata gelebilecek en iyi en dürüst, kalbinin küçük bir köşesinde bile kötülük geçmeyen masum ve kıymetli bir insan. Hikaye de en çok etkilendiğim kişi. Ah Scarlett, sana kızsam da bulunduğun konumda ayakta durman, duygudan ziyade mantığınla hareket etmen, savaşın ortasında ve yenilenmenin içinde hayata tutunman herkesin yapamadığı şeyler.. Ama bu kadar bencil oluşun sadece kendini düşünmen,çıkarların için bu kadar kolay insan harcaman aşırı sinir bozucu idi. Ve sonu, bu kadar şeyden sonra böyle bitmesi beni çok üzdü çünkü böyle bir son beklemiyordum yarım kaldı hissiyatı verdi. Scarlett’in her şeyi böyle son anda en sevdiği insanlardan birini kaybetmesi ile farkına varması.. Benim için uzun soluklu bir okuma oldu, çeviri de hatalarda vardı ama almak için araştırdığım da en iyi alacağım çeviri de bu idi doğrusu. Bu eserle de hangi kitap vesilesi ile tanıştım hatırlamıyorum ama okuduğum bir kitapta adı geçtiği için merak ederek aldığım bir eserdi. Kitapların beni farklı bir kitaba
Rüzgâr Gibi Geçti (4 Cilt Takım)Margaret Mitchell · Kapra Yayıncılık · 20213,134 okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 48. kitabı
Akhilleus'un Şarkısı, bildiğimiz o sert, kaslı ve kusursuz "yarı tanrı" imajını yıkıp, arkasındaki kırılgan insanı önümüze koyan sıcacık bir kitap.Kitabın en güzel yanı, hikayeyi Akhilleus’un değil, onun gölgesinde büyüyen sürgün prens Patroklos’un gözünden dinlemek. Bu sayede karşımızda sadece savaşan bir makine değil; müziği seven, gülen, hata yapan ve aşık olan bir Akhilleus buluyoruz. Çelimsiz ve babasının gözünden düşmüş Patroklos, saraydan sürülür ve Akhilleus’un babasının krallığına sığınır. Burada yolları kesişir.Akhilleus, herkes ondan uzak dururken Patroklos’u seçer. Centaur Kheiron’un yanında, doğanın içinde birlikte büyürler ve aralarında derin bir bağ, bir aşk filizlenir.Troya Savaşı patlak verdiğinde, Akhilleus’un önünde iki seçenek vardır: Ya uzun ama silik bir ömür sürecek ya da Troya’da savaşıp genç yaşta ölecek ama adı ölümsüz olacaktır. Akhilleus şanı seçer.Patroklos sevgilisini korumak için onunla savaşa gider. Ancak kaderden kaçılmaz; savaşın vahşeti, Akhilleus’un kibri ve aralarındaki o büyük sevgi, onları adım adım mitolojinin en can yakıcı sonuna doğru sürükler. Kitap antik dönemi o kadar canlı ve samimi anlatıyor ki, tarih veya mitoloji bilgisine hiç gerek kalmıyor. Kendinizi bir anda o dönemin saraylarında, kumsallarında buluyorsunuz. Akhilleus’un tanrısal kibri ile Patroklos’un insani merhameti arasındaki denge çok iyi işlenmiş. Akhilleus’un savaştaki acımasızlığına kızarken, Patroklos’un yanındaki çocuksu haline içiniz ısınıyor. Kitaptaki ilişki sadece romantik bir bağ değil; birbirinin ruhunu tamamlama hikayesi. Madeline Miller bunu hiç ajite etmeden, son derece zarif ve asil bir dille aktarmış. Hikayenin sonunu (mitolojiden dolayı) bilerek okusanız bile, son 50 sayfada gözyaşlarınızı tutmak neredeyse imkansız. Kitap bittiğinde
Akhilleus’un ŞarkısıMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202019,3bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 00:00
Maggie O’Farrell’in Esme Lennox Nasıl Yok Oldu kitabını bitirdim ve hâlâ etkisinden çıkabilmiş değilim. “Yalnızca bir elbise denedi diye, ömrü elinden alınan on altı yaşındaki bir kızdan bahsediyoruz…” Esme sadece yerinde duramayan, okumak isteyen, özgürlüğüne düşkün bir çocuktu. Ama 1930’ların dünyasında bunlar affedilecek özellikler değildi. Onun suçu, kendisi olmaktı. Kitabın anlatım tarzı başlarda beni biraz zorladı. Bölümler yok ve tam bir karakterin zihnindeyken bir anda başka bir karakterin bakış açısına geçebiliyorsunuz. İlk başta takip etmesi güç gelse de zamanla bu akışın içine kapılıyorsunuz. En çok da şu his içimi acıttı: İnsan bazen anlaşılmayınca bağırmayı bırakıyor. Sessizleşiyor. Ve o sessizlik, yavaş yavaş yok olmayı dilemeye dönüşüyor. Esme’ye kendimi beklediğimden çok daha yakın hissettim. Kitabın son sayfasını kapattığımda gözlerimin dolduğunu fark ettim. Çarpıcı, sarsıcı ve uzun süre zihnimden çıkmayacak bir roman. Finali ise beni gerçekten şaşırttı. Benim için unutulmaz bir okuma deneyimiydi. Not: Bu kitap bir şarkı olsaydı Mor Ve Ötesi - bir derdim var şarkısı olurdu. O konuştukça susturuldu, direndikçe cezalandırıldı. Maggie O'Farrell
Esme Lennox Nasıl Yok OlduMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20242,981 okunma