NigRa, bir alıntı ekledi.
24 dk. · Kitabı okuyor

Bir kısmı ise Ramazan kandillerini gördüğü zaman Müslüman olduğunu hatırlayan Müslümanlardandı. Kandiller yandı mı ellerine tespihlerini alır, dinlememek ve hiçbir şey anlamamak şartı ile camileri dolaşarak Kuran-ı Kerim ve vaaz dinlerlerdi. İkindi vakti kalkmak şartı ile oruç bile tutarlardı. Oruç tuttuğu halde namaz kılmaya lüzum görmeyenleri de vardı. Uzun bir namaz olan teravihe hiçbiri yanaşmazdı. Ramazan bitti mi, bunların din duygusu da “elveda” der, giderdi. Mevsim elbisesi giyme şeklinde olan bu çeşit dindarlığa ben her sene hayret ederdim.

A'mak-ı Hayal, Filibeli Ahmed HilmiA'mak-ı Hayal, Filibeli Ahmed Hilmi
Küçük Şair, Sakın Büyüme Çocuk'u inceledi.
32 dk. · Kitabı okudu · 54 günde

Denemeler arasında en beğendiğim kitaplardan bir tanesi. Bitirmem uzun sürdü- ara sıra açıp okudum- ama değdi diyebilirim. Beklentilerim tabi biraz üst düzeydi ancak yinede kötü diyemem. Tavsiye edebilirim..

Hani bazen içinde bulunduğun durumdan nasıl çıkabilirim diye yollar ararsın ya işte ben de artık öyle bir yol yok ... Ya katlanacaksın ya katlanacaksın... Sabrın sonu selamet derler ona da inancımı yitirmek üzereyim .. Tek bildiğim bu hayat böyle uzun sürmemeli...

Hatice, bir alıntı ekledi.
39 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Uzun zaman beklerim.Bazı bazı ayağım sürçer,elim boşa gider,başarı kaçar benden.Ne çıkar,o zaman yalnızımdır.

Yaz, Albert CamusYaz, Albert Camus
Elif, bir alıntı ekledi.
2 saat önce

Hiçbir şeyi düşünmemeli uzun uzun
Biliyorum ağacı
Ağaç olarak seyretmeli
Lâkin elimden gelmiyor bir türlü
Ne yapalım,
İnsan yaratılmışım çünki
Sırası gelmiş
Ağlamışım
Gülmüşüm sırasında
Parasız kalmışım
Aç kalmışım sonra
Artık nereye gitsem
Hatıralar peşimde

Şimdilik, Muzaffer Tayyip Uslu (Sayfa 32 - Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık - 7. Baskı: Nisan 2018, İstanbul)Şimdilik, Muzaffer Tayyip Uslu (Sayfa 32 - Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık - 7. Baskı: Nisan 2018, İstanbul)
Ayşegul, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 10/10 puan

"...duygu dolu düşünceler her zaman gerçekleşmiyor, umut diri kalmıyor, insanlar güçten düşebiliyor, çaresiz kalabiliyor, ümitlerini yitirebiliyor;"

Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık, Mehmed UzunAşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık, Mehmed Uzun

Ömer Nasuhi Bilmen’in Üstün Zekası
1940’lı yıllarda Amerika’da yaşanan bir olay sonrasında İslam’ın konuyla ilgili görüşünü öğrenmek üzere Ömer Nasuhi Bilmen’in kapısını çalan Amerikalı bilim adamları, çıkan sonuç karşısında şok geçirirler.

1940’ların sonuna doğru Amerika’da bir olay cereyan ediyor. Zengin bir adamın ölümünden birkaç yıl sonra bir kadın yanında bir çocukla mahkemeye başvuruyor. Çocuğun ölen adamdan olduğunu iddia ediyor.

Ölüden DNA testi yapılamayan bir dönem dünya için. Amerika hukuk sistemlerinde bu olayın bir karşılığını bulamayınca başka sistemlere müracaat ediyorlar. Roma hukukuna bakıyorlar yok. Yunan, Hint, Uzakdoğu’da yok. Bir heyet Türkiye’ye geliyor.

Dönemin İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen’e yönlendiriliyorlar. İlk başta anlam veremiyor gelen ekip. Gönülsüz de olsa görüşüyorlar. Bilmen onlara ölen adamın kemiklerinin durup durmadığını sorduğunda şaşkınlıkları iyice büyüyor. Durduğunu söylüyorlar. Ömer Nasuhi onlara kuyruk sokumu kemiğinden bir yer tarif ediyor. Tarif ettiği yere çocuğun bir damla kanını damlatmalarını, eğer o kemik kanı emerse çocuğun o adamdan olduğunu aksi olursa kadının yalancı olduğunu ve buna göre hüküm verebileceklerini anlatıyor. Gelen ekip görüşmeden memnun olmaksızın şaşkınlıklarını da yanlarına alıp ülkelerine dönüyorlar.

Bir müftünün böyle bir tıp bilgisine nasıl hâkim olabileceğine ihtimal veremiyorlar. Ekipteki bir doktorun ise kafasını kurcalıyor bu mesele. Müftünün yanlışlığını ispat etmek için mezar açtırılıp adamın bedeni çıkarılıyor. Tarif edilen kemiğin üzerine önce kendi kanını damlatıyor. Kan akıp gidiyor kemiğin üzerinden. Sonra çocuğun kanını döktüğünde gözleri fal taşı gibi açılıyor. Kemiğin kanı emdiğini gördüğünde hayretini gizlemiyor.

Görüşmede Ömer Nasuhi’nin yanında olanlar da ilk duymuş olacaklar ki heyet gittikten sonra bu meseleyi nereden bildiğini soruyorlar. Adı geçen kemiğin sadece kendi neslini kabul ettiğini uzun uzun anlatıyor. Oradaki küçük bir parçanın önemine değiniyor. Vücuda ne yaparsanız yapın o kemiği yok edemediğinizi, kıyamete kadar hiçbir gücün de buna muktedir olamayacağını, zira mahşerde insanlar o kemik parçasından yeniden diriltileceğini anlatıyor.