• Hayat kudurmuşçasına akan bir ırmağa benzer, insanoğlu ise bu ırmağın azgın sularında yolculuk yapan bir dal parçasına.
    Bu yolculukta değişmeyen iki olgu vardır: İlki yalnız olduğun, ikincisi ise ne kadar uzun sürse de yolculuğun ölümle sınırlı olması.
  • SAİT FAİK :İNSANI VE ÇEVRESİNİ GÖZLEMLEMEK İÇİN DÜNYAYA GELMİŞ BİR ADAM

    Yeditepe İstanbul diye bir dizi vardı 2000 yılında TRT1’de , orada Yusuf diye bir karakter vardı ve bir keresinde şöyle demişti, “35 yaşındayım, hiçbir şey yaşamadım ki ortasında olayım hayatın” Bugün ben de 35 yaşındayım ve ilk defa Sait Faik okudum, ama ne büyük ihmal !! Hiçbir şey okumamışım ki ortasında olayım okumanın diyesim geliyor. Geç de olsa tanıştım bu anlatım ustasıyla, evet anlatım yani onunki, yazmak kelimesi hafif kalıyor.

    Semaver sanırım doğru bir başlangıç oldu. Bu kitabı seçerken Necip’in yazdığı incelemeden çok etkilenmemim payı büyük oldu. İbrahim öncülüğündeki Sait Faik fırtınası da çok güzel oldu.

    Bir üslup adamı elbette her şeyden önce. Bir gözlem ustası. Sabahattin Ali gibi, Tanpınar gibi kendine has bir üslubu var. Fakat kimseye benzemiyor Sait Faik, çok başka geldi bana herkesten. “Yahu bu detayı da nasıl fark edersin?” diye sormadan duramıyor insan.

    Kitaba ismini veren Semaver öyküsü tam bir yürek hikayesi, anlatması çok zor. Sevgi,merhamet,insanın özü işte kısa ama müthişti.

    Yalnız adamları anlatmış hep, bütün öyküler yalnız adamlar üzerine kurulu diyebiliriz.

    Stelyos Hrisopulos Gemisi öyküsünde şöyle diyor mesela,

    “Bu gemi Trifos için mavi gözlü bir kızdı.En tuhafı bu mavi gözlü kızı Trifon kendisi yaratmıştı. Bu mavi gözlü kız da Trifon’u seviyordu. Hiç mavi gözlü sahici kızlar Trifon’u severler miydi?”

    Meserret Oteli öyküsünden muhteşem bir cümle ise,

    “Ve kadın hayaline,tekrar bir haydut çehresi mıhlayarak, kasabanın çamurlu, ıslak,ölü çarşılarını seyre daldı”

    Şehri Unutan Adam öyküsünden yine olağanüstü bir tasvir,

    “Birden bütün neşemin bir camın kırılışı kadar ses ve şıngırtı çıkararak düşüp kırıldığını gördüm. Ayakucuma düşüp kırılan neşemi gözlerimle topladım”

    Üçüncü Mevki öyküsünden,

    “Lisanlarını anlamadığımız insanların haleti ruhiyelerini keşfetmek konusunda çok aciziz.Onların bizim her günkü konuştuğumuzdan daha başka, daha mühim şeyler konuştuklarını sanırız.Bir müddet onlarla çok alakadar olduğumuz halde biraz sonra onları unutuverir,yine kendimize,lisanımıza ve etrafımıza yani kendi kendimize döneriz.”

    Garson öyküsünden, iş ve insan tipi arasında çoğumuzun düşündüğü şeyi anlatıyor,

    “Yüz kişinin içinde , bu adam bir garsondur,denebilecek bir yüzü,saçı ve hali vardı. İnsana öyle gelir ki bu adam garsonluk için doğmuştur. Kendisi de bunun farkındadır.Halbuki hiç de öyle doğmamıştır.Pekala bir doktor da olabilirdi.”

    Sevmek Korkusu öyküsünden, hangimizi anlatmıyor ki?

    “Sevmekten korkuyorum. Başka arzular,ihtiraslarla atıldığım yolda beni avare ve çırılçıplak , başı her manada boş bırakacak yalnız bir şey olduğunu biliyorum ve ondan karanlıktan,riyadan,zulümden,hürriyetsizlikten korkar gibi korkuyorum.”

    Avrupa ve Avrupalılar da onun gözlemlerinden nasibini almıştır.

    İhtiyar Talebe öyküsünden,

    “Cins ve terbiye bakımından Fransız olan kadınlar içtikçe coşuyorlar,sululaşıyorlar,kan kırmızı kahpeliklerini billur kadehlere doldurup sunuyorlardı.”

    Bu kitabın en uzun öyküsünden birkaç alıntı daha sunalım,

    “Gün oluyor ki ben onu müthiş seviyorum. Her tarafı arıyorum. Yok.. Yok.. Günlerden sonra o beni takibe başlıyor.Ben yanına yaklaşınca kaçıyor” Siz bunu günümüze de her yere her şeye de uyarlayabilirsiniz, takibe takip :)

    “Güzel kadınlara karşı fevkalade cesaretsizdir. Onlar kendisine güldükleri zaman ya kahpe ya hafifmeşreptirler. Kendisini çabucak unutuyorlar ve bir adamın, üzerlerine bu kadar düşmesinden sinirlenip kaçıyorlar.”

    “O kendi dimağına göre yarattığı bu alemden memnundur. Bir kadının hem güzel hem çirkin, hem şu hem bu olabileceği kanaatini benimsemiştir.Kendi tedavisini yine kendi yapmalıdır.Başka çare yok. Hiçbir doktor,hiçbir alim onu iyi edemez. Ancak kendi kendisi buna kadirdir.”

    “O yalnız yüzünü değil,içini boyayan bir kadındı. O halde zaman zaman aldığı çirkinlik, muhakkak bir çirkinlik değildi.Bu bir modaydı.”

    “Temiz yüzlü bir bina.. İnsana, içindeki insanların derdini söylemeyen binalardan bir binaydı” İşte tam da böyle bir şeyi nasıl söyleyebildin Sait Faik diyorum nasıl ama nasıl yani şaşkınım !!

    Bir Vapur öyküsünden,

    “Yine bu vapurda bir kız tanıdım. Bir delikanlı seviyordu, bana:
    -Ne eşek şey o ,diyordu. Ben onu o kadar sevdiğim halde bir sabah gelip de “bonjur” demiyor,yanıma tesadüfen gelse bir kelime konuşmuyor.
    -Ben varım ya ! diyordum.
    -Ah,diyordu,sen çirkinsin.”

    Sevgili Sait Faik abi, sizinle tanıştığıma çok memnun oldum, tekrar görüşeceğiz bayım. Sizi Burgazada’daki ikametgahınızda da ziyaret etmeyi çok istiyorum. Sevgiyle kalın diyemiyorum çünkü sizde zaten sevgiden başkasını görmedim..
  • “Hiçkimse dışarıdan görüldüğü gibi değildir ve bir insanı tanımak yıllar alır. Hatta uzun zamandır tanıdığınız, dost olduğunuz biri, bir an gelir, öyle bir iş yapar, öyle bir söz söyler ki; parmağınız ağzınızda kalır ve “Vay be, ben bu adamı tanıyamamışım demek ki” dersiniz.”
    Mustafa Kutlu
    Sayfa 44 - Dergâh Yayınları
  • "Giriş kapısında niye polis var?" diye sordu.
    "Onlar uzun yıllardır üniversiteleri, üniversitelilerden koruyorlar."
  • Oysa benim kendi başıma kalmaktan başka bir isteğim yoktu, iki hafta boyunca kitap okumak, yürüyüşe çıkmak, hayal kurmak, rahatsız edilmeden uzun uzun okumak, iki hafta boyunca telefonsuz ve radyosuz yaşamak, konuşmak zorunda olmamak, bir anlamda rahatsız edilmeden kendim olmak istiyordum. Bilincine varmasam da, yıllardır özlemini çektiğim tek şey tam bir sessizlik ve dinlenmeymiş aslında..
  • Bazen de uzun zamandır görmediğin birini, sonsuza dek görmemen gerektiğini anlarsın 🍂
  • http://i.hizliresim.com/aY1gn5.jpg

    Dişi aslan avladığı ceylanı yemeye başlarken karnında yavrusu olduğunu fark eder. Yavruyu ölmüş ceylanın karnından çekip çıkarır lakin iş işten geçmiştir yavru çoktan ölmüştür. Annesi ölmüş yavruyu yere koyar ve ağır adımlarla bir kenara çekilip yere uzanır.

    Bu fotoğrafları çeken fotoğrafçı uzun süre aslanın hareketsiz kalmasından şüphelenir ve cesaretini toplayarak aslanın yanına yaklaştığında onun öldüğünü görür. Sonradan aslanın ölüm nedeni için karnını yaran veteriner kalbinin patlayarak parçalandığını tespit eder…. Bu fotoğrafı gördükten ve altındaki bu bu yazıyı okuduktan sonra anladım ki; Aslan yürekli olmak, gücüne dayanarak senden zayıfların hayatına kast etmek değil; masum bir annenin yada bir yavrunun ölümüne sebebiyet vermiş olmanın üzüntüsüne yüreğinin dayanamaması demekmiş…