Trump, kariyeri boyunca sadakate çok önem verdiğini söylese de, sıkıştığı veya faturanın bizzat kendi koltuğuna kesileceğini anladığı an en yakınındakileri bile tek bir hamleyle otobüsün altına atmakta asla tereddüt etmez. Şu an yürürlüğe giren bu sarsıcı ABD-İran mutabakatının ardından, ulus-ötesi sermayenin ve lobilerin (AIPAC, askeri-endüstriyel kompleks) intikam dalgası büyürken, Trump’ın iktidarda kalmak ve o faturayı ödememek için kendi ekibinden kurban edebileceği en potansiyel iki ismi masaya koyalım: Potansiyel Kurban: Jared Kushner veya Steve Witkoff (Özel Temsilciler) İsrail basınının (Kanal 14 vb.) bu mutabakatın ardından bizzat Trump'ın bu iki kritik müzakerecisini hedef aldığını gördük. İsrail sağı, Kushner ve Witkoff için "Kardeşlerini sattılar, ezikler" diyerek topyekun bir yıpratma kampanyası başlattı. Neden Kurban Edilebilirler? Eğer İsrail, Trump’ın Kanal 14’te verdiği "küçük çaplı nükleer saldırı" vizesini aşar ve bölgede kontrolsüz, petrol fiyatlarını fırlatacak büyük bir savaş çıkarırsa, Trump kendi imzaladığı Versay Mutabakatı'nın çöküş faturasını bu iki isme kesebilir. "Beni yanlış yönlendirdiler, masayı kötü kurmuşlar" diyerek Kushner veya Witkoff'u diplomatik sahada anında kurban edip lobilerin gazını alabilir. Büyük Risk: JD Vance (Başkan Yardımcısı) Sermaye ile Çatışma: Vance, "Yeni Sağ" doktrininin ideolojik motorudur ve bu İran mutabakatının arkasındaki asıl akıldır. Daha dün İsrail kabinesine "Uyanın ve realiteyi görün, Trump dışında müttefikiniz yok" diyerek çok sert meydan okudu. Yani lobilerle köprüleri tamamen attı. Kurban Mekanizması: Yahudi sermayesi ve Wall Street, Trump’a karşı finansal ve medyatik ablukayı ağırlaştırdığında, Trump yaklaşan kongre seçimlerini veya kendi geleceğini kurtarmak için suçu tamamen ideolojik
Siyaset
Uzun süre duvarlara bakmama vesile oluyorsun.
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ankara'da yağmur, 18 Haziran...
Haziranın 18'i.. O kadar güzel bir yağmur yağdı ki Ankara'nın beni adımlarımdan tanıyan sokaklarına, caddelerine. Doyasıya yürüdüm, her şeyi unutarak.. Ve en büyük şansım dışarıda çok az insan olmasıydı, koca bir semtte tek başıma yürüyorum gibi.. Normalde yağmura denk gelince Evgeny Grinko'dan 'Field''ı dinleyerek yürürüm ama bu kez kulaklığı takmama gerek kalmadı.. Parçanın melodisi zihnimde çalmaya başladı kusursuzca ve zihnimde şahane melodi, dışarıda yağmurun yere vuruş sesiyle beraber hiçbir yere acelem yokmuşçasına, yağmurla dertleşmek istercesine yavaş yavaş yürüdüm. Saçlarımdan kaldırımlara düşen yağmur damlalarına bakıp hafif bir tebessümde bulundum.. Ah nasıl coşkuluydu içim keşke anlatabilsem sizlere, haykırabilsem o an duyduğum bütün hisleri.. Ama anlamazsınız ki.. Kaldırımın birinde boylu boyunca birçok salyangoz gördüm.. Kiminin üstüne basılmıştı; insan tarafından, kimi yolunu arıyordu. Hepsini tek tek toplayıp kaldırımın kenarındaki toprağa bıraktım ve biraz da sohbet ettim onlarla, insanların arasına fazla karışmamalarını tembihledim.. O kadar güzel ıslandım ki yine.. Annem görse şimdi 'oğlum şu yaptığın iş mi, hasta olacaksın' diye diye yerdi başımı; ve bilmezdi ki oğlunu hasta eden şey yağmur değil, insanlardı.. Yaş aldıkça, sokaktaki hayvanları sevdikçe, birbirinden güzel kitapları okudukça; insanlardan uzaklaşıyorsun.. Bir İngiliz Edebiyatı romanının pastoral betimlemesinde karşılaştığım ve şahane sohbeti olan bir karakterin yerini hangi insan tutabilir ki şimdi? Ya da Cioran'la dertleştiğim gibi kiminle dertleşebilirim? Hangi iç hesaplaşmamda Dostoyevski'ye takılı kalır, hangi buz gibi gecede gökyüzünü izlerken Tezer'in umutsuzluğunu, Oğuz Atay'ın yalnızlığını düşünürüm? Zihnim bunlarla doluyken ve içimde 'Field'in melodisi başa alıp alıp tekrar
Çok gururluyum, sebepleri çok basit aslında. Mezun oldum. İlk üniversitemde hastalandıktan sonra benim için geleneksel eğitim bitti sanmıştım. Senelerce başarısızlığımı kanıksayıp, kendimi bir sürü şeyde geliştirerek vicdan rahatlatmaya çalışmıştım. İtiraf edeceğim; bu güne kadar mezun olacağıma inanmıyordum. Derslerim, bilgim her şey yerindeyken ve bu sürede hiç durmamışken. İçimde hep bir tekrar hastalanma ve bırakmak zorunda kalma korkusu vardı. Haksızda değildim, çünkü çok kez yeniden başladım dedim. Bu arada öğrenciliğim devam ediyor, bu yüzden ana bölümümdeki hiç bir görevimi bırakmadım. Hatta bugün herkes vedalaşırken şakıyarak 'ben daha buradayım ve son mezun ben olacağım' diye dolanıp durdum. Aslında ana bölümüm dün bitti ama bugün yılımın son sınavında 2 senem gözümün önünden geçti. Ama her şey, tanıdığım veya yolumun kesiştiği, hikaye yazabildiğim onca insan heybemde. Bir içim ülperdi, ya hayatımda bunlarla yolum kesişmeseydi? Ya bu dostları bu mentorları tanımasaydım? Ya bu dostlara sahip olmasaydım? Ki bu kadarda değil, denediğim farklı iş sektörlerinde de heybemde çok insan, anı ve bilgi kalmış. Ayaklarım zaten çok yere basan biri değil ama hiç basmıyor bu aralar, sevdiğim her insanın yanına gidip 'ben mezun oldum' diye ortaya koşuyorum. Ellerinin ucunda büyümüş gibi hissediyorum, iyileştim ya birde. Uykularım yolunda, sağlığım genel olarak yolunda, ruhum iyi hissediyor, yüzüm görüyor ve kıymet verip, kıymet gördüğüm insanlarlayım. İlk defa bu düzenimde hiç bir nokta değişmesin istiyorum. Çünkü yedi günümde sevdiğim insanlarlayım, ki karşılıklı. İltifat, destek, yol hepsi. Yanlış anlaşılmasın, heyecanlıyım da. Yeni düzenime de, işime de, projeme de, ihtimallerime de, tanıyacağım yeni düzene de. Doyamadım daha sadece, mesela sıfır noktam senelerdir benimle
Bu yol meşakkatli
Uzun ve meşakkatli bir yolun haritasıdır bize çizdiği rota. Kendi başımıza alacağımız bu yolda birçok engelle karşılaşacağız ve bunların üstesinden yine tek başımıza gelmemiz gerekecektir. Bu zorluk seviyesi, çoğu kişiyi yürümeye başladığı yoldan geri çevirmeye, yolu yarıda bırakmaya zorlar. Ancak Nietzsche'nin istediği zorluk seviyesi de budur ve bu zorluğa göğüs gerebilecek olan kişilere sevgisini belli etmekten de kaçınmaz.. Kaderini Sev, Çünkü Aslında Hayatın Bu - Nietzsche
Uzun saatler sonra gelen mesaja anında dönen enayi benim evet