• 224 syf.
    ·3 günde
    Özlediğim "başkomser" nevzat figürünü okumak iyi geldi. Ne yalan söyleyeyim, romanlarındaki tadı yok. O zaman şöyle uzun uzun okuyup son yüz sayfada olayların çözülmesi düşünmeye fırsat veriyor, merakı canlı tutuyordu. Olaylar yine düşünülenden farklı sonuca bağlanıyor, konular ilgi çekici ama dediğim gibi, romanlardaki gibi değil.

    **bilgi içeren kısma gelinmiştir**

    İlk öyküdeki konu gerçekten çok ilgi çekiciydi, hatta roman olarak karşıma çıkamayacak olması üzücü. Nevzat'ın kişilik tahlillerinde iki kere tökezlediğini gördük. İlki Feride Hanım'ın ilk sorgusundaki üzüntüsünü değerlendirmesinde -ki yanlış değil, sadece eksik-, ikincisi de Bihter Hanım'a baktığında "cinayet işleyecek feraset yok" tanımı. Katilin Bihter hanım olduğunu gördüğümüzde ikinci tökezleme insanın aklında kalıyor. Kimbilir, burada başkomserin insani yanı vurgulanmaya çalışıldı belki de.

    İkinci öykü çok bilindik bir konuydu. Polisiye dizilerde elinizi sallasanız çarpacağı bir konuydu. Sonunu tahmin etmek hiç zor olmadı. Açıkçası pek beğenemediğim bir öykü oldu bu.

    Üçüncü öykümüzün sonu sürprizliydi, o bakımdan geçer notu rahatlıkla aldı. Burada insanı rahatsız eden karakterler yüzünden sinirleniyorsunuz fakat gerçek hayat da böyledir aslında, sorumluluktan kaçan işgüzar insanlar her yerdedir. Siz onların arasında yaşamaya çalışırsınız.

    Esas olayların dışında Evgenia ve Azez'le olan ilişkisi beni mutlu eden bir durum Nevzat'ın. Daha sık okumak, kitabın içinde daha sık bahsedilmesini istediğim karakterler. Bir de ne kadar polisiye sevsem de romantik yanımı durduramadığımdan Zeynep ve Ali'nin hikayesini okumayı çok isterdim.

    Velhasıl kelam, zamanınız varsa zevk alarak okuyacağınız bir kitap. Puntolar orta boyutlarda, hızlı okunuyor oldukça. Metroda ya da toplu taşımada rahatça okuyup anlayacağınız bir kitap. Hafiften çereze göz kırpsa da altta Ahmet Ümit "bunu ben yazdım" diyor. Şans verin derim.
  • Üstesinden gelebileceğimi sanmıyorum...
  • Çok yalnızım, mutsuzum
    Göründüğüm gibi değilim aslında
    Karanlıklarda kaybolmuşum
    Bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır
    Aradıkça batıyorum karanlık kuyulara
    Kimse duymuyor çığlıklarımı
    Duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor
    Bense insanların bu ilgisizliği karşısında ilgiye susamışım
    Ümidimi yitirmişim
    Biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim
    Arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye
    Veda edeceğim.

    Nilgün Marmara
  • Gece yolcusu, emek işçisiyim. Yine hüzünlü bir akşamüstü ,güneşin batmadan son ışığını, son sıcaklığını sönmeden içime çekmek için çıktım evden. Karanlığı sevdiğimden değil, Şişli de çalıştığım iş yerime gitmek için metroya bindim , karşımda, iki kadın, arkadaş oturmuş, kendi aralarında sohbet ediyorlar. Kulağımda kulaklık müzik dinliyorum. Oralı değilim klasik bir müziğin ritmine kapılıp dalmışım. Eskimiş bir metro'nun çıkarmış olduğu, rahatsız edici, yükses sesten dolayı olsa gerek iki arkadaş birbirlerini duyabilmek için yüksek bir ses tonuyla muhabbetlerini sürdürüyorlar. İster istemez seslerini duyabiliyorum ama müziğin melodisine öylesine kapılmışım ki sadece muhabbetleri sesten ibaret algılıyorum müziğin arasından. Bi an da ne olduysa, hipnozu olmuş müziğin melodisinden beni ne koparabilirdiki , üç yıldır gidemediğim memleket hasreti mi? Olabilir daha çok dikkatimi çeken cümleler duymaya başladım muhabbetlerinden. Elimde olmayan müthiş bir duyguyla kulak kesildim, aslında bi an da kendimi alamayıp kulaklığımı çıkarıp belli edecek şekilde onları dinlemek istedim, ama tuhaf olurdu, dinlediklerimi bilselerdi belki de rahatsız olduğumu düşünüp daha kısık sesle konuşabilirlerdi, demeden kendimi toparladım kulaklığın sesini kıstım sadece hiç belli etmeden dinlemeye başladım, karşımda oturan kadın, yanındaki arkadaşına söylüyor;
    —Benim üniversiteden arkadaşım Rengîn beni misafir etmek için Mardin'e hayır Batman'a hayır hayır ikisi de değil Mardin ile Batman arasında kalan bir ilçe'ye kendi memleketine çağırıyor ama ismini şu an tam hatırlamıyorum. Ve ekliyor Sence hangi havalimanına inersem daha yakın olur benim için, oraya ? diye soruyor.
    — Arkadaşı çok düşünmeden , bence sen Batman'a gidersen daha iyi olur diye hem orada bi kaç gün öğretmenevi'nde kalırsın, Batman'ı da gezmiş görmüş olursun. Daha sonra da geçersin Rengîn'in yanına.
    Evet evet memleket hasreti sarmıştı beni, o kadar dikkatle dinliyorum ki hangi durakta olduğumu unutmuşum bile, derken muhabbettin sonu nereye varacağını nasıl biteceğini oralı değilmiş gibi müthiş bir heyecanla belli etmeden dinliyorum. Çünkü ben oralara ait'tim, oralara dönebilmek için her emekçi gibi buradaydım uzaklarda yani İstanbul'da...
    Sıyrılıyorum dalmışlığımdan, dinlemeye devam ediyorum heyecanla.
    Soruyor, karşımdaki kadın, yanındaki arkadaşına,
    — Batman'da ne var ?
    Gezip gidebileceğim nereler var?
    Sanki bana sormuş gibi bi an da kendi kendime cevap bulmaya çalıştım iki saniye geçmeden arkadaşı hemen cevap verdi,
    Hasankeyf var.;(
    Dedi.
    Başımdan sanki kaynar sular döküldü , ağlamaklı oldu gözlerim, tüylerim diken diken oldu, düğümlendi boğazım yutkunamadım, çünkü benim henüz yasım tazeydi, içim yanıyordu, hüzün en yakınımdaki, çok sevdiğim, değer olarak gördüğüm, bir kişinin ölümü, vakitsiz bir sonbahar'ın gelişi gibi sarmıştı ve sarsmıştı bütün bedenimi ,inanamamıştım hasankeyf'in yıkılışına, bi an ben de öyle yıkık ve döküktüm. O barajı hasankeyf'in göbeğine değil'de, sanki benim göğsümün üstüne yapılmış gibi daralmış hissetim. Sanki 12 bin yıl Hasankeyf değil de ben yaşlanmış gibi oldum.
    Az daha yerimden fırlayacak gibi oldum sohbetin tam ortasına dalacak gibi, uzun süre kendime gelemedim.
    Neden mi? çünkü Batman'da gidilebilecek en ender ve en güzel yerlerden bir yerdi. Batman'la özdeşleşmiş, her yıl milyonlarca, insan'ın her etnik köken, din, dil ve medeniyetlerin hüküm sürdüğü bir tarih'in yıkılışına, 12 bin yılın yıkamadığı tarih'in , yıkılışı, yokoluşu 12 gün bile sürmedi.
    Ve beni en çok sarsan derinden etkileyen de bu oldu
    Çünkü, karşımda oturan iki kadın arkadaşın ne Batman'dan ne de Hasankeyf'ten haberi yoktu.
    İçim içimi yiyordu söylemek için, ama tam söylemeye karar vermişken aktarma yapacağım durağa çoktan varmıştık. Karanlık basmış güneş aydınlığını ve sıcaklığını kaybetmiş. Herkes kendi karanlık olan dünyasına bir tarafa koşuşturup kayboldu.
    Ve ben ise;
    İçimde kalan söyleyemediğim kendi kendime sayıkladığım şu iki cümle ile kaldım...
    Hasankeyf yok baraj var.:(
    Wjîyan
  • Sonra, herkesin akıllı olmasını beklemenin, çok uzun süreceğini anladım, Sonya. Bir de bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini…
  • baharat yolu

    Ben eskiden bilirdim tiryaki bir aktar vardı
    uzun birtakım saplar ve hazin kokular satardı
    bir aşktı günden geceye hazırlayıp durduğu
    sağlam aşkları ahşap bir duman olarak savurduğu
    elleri üç-beş yüz insanın nemli karanlık gecesinde
    oysa o nemlerle ne renkler parıldardı bir yol gecesinde
    Haritasız bir coğrafya henüz, kansız bir aracılık
    çünkü Akdeniz acemilere ve büyük odalara açık
    Kervanlar gümüş bir ağıt gibi İllirya'dan Anadolu'dan
    atlar, tüccarlar ve kılıçlar hiç köprüsüz geçerlerdi sudan
    Ey canım büyük suların ve geniş yolculukların adı
    dantelli kadınların ve adamların ağzında bir iklimin tadı
    - Ve aktarın düşlerinin birleşmesi büyük başkentlerle
    sivri burunlu ve para kesesi kullanan bazı kişilerle...
    Dantel ve aranış, zencefil ve tarçın ve misk ü amber
    bir kaleyi almaya, bir bayrağı kaldırıp indirmeye yeter
    Herkesin önce bir cinselliğe yatkın cömertliği
    havalandırırdı odaları, söylevleri, kervansarayları ve her
    Anadolu bir geçiş, Pers bir yenilgi, Hint bir varıştı
    ey canım ay başka, otlar adam boyu, ağaçlar bir karıştı
  • Hep kendine yabancı hareketler,uzun zamandır çalışıldığı halde bir türlü benimsenememiş iğreti tavırlar .