Veysel Can K.

Yaşarken hep bir neden aradım. Sabah uyanınca yataktan kalkmayı haklı çıkaracak bir neden. Bir süre insanlarda aradım. Sonra kitaplarda. Sonra hayallerde. Hiçbirinde yoktu. İnsanlar kendi eksikliklerini saklamakla meşguldü. Kitaplar başkalarının cevaplarıyla doluydu. Hayaller gerçekleşene kadar güzeldi, gerçekleştiğinde sıradanlaştı. Yıllar geçti. Aradığım şey değişti. Arayışım değişmedi. Her yeni gün, bir öncekinin tekrarı olmaktan başka bir şey getirmedi. Aynı sokaklar, aynı konuşmalar, aynı bekleyişler... Hayatın içinde değil, hayatın tekrarında yaşadım. Bir anlam bulamadım. Bulamadıkça daha dikkatli baktım. Daha dikkatli baktıkça gördüğüm şey hoşuma gitmedi. İnsanlar yaşamak için neden bulmuyor. Buldukları nedenlere tutunup yaşamaya katlanıyor.
Reklam
Yazmak için hep bir neden aradım. Kimi zaman yaşadığım somut bir olaydı bu neden, kimi zaman ansızın içime çöken amansız bir duygu. Fakat zamanla sınırları kaybettim; sırf yazabilmek uğruna acı çekmeyi, karanlığın dehlizlerinde kaybolmayı bile isteye kabullendim. Okudum… Okudukça içimdeki o karanlık daha da derine işledi. Her satır, ruhumda zaten var olan çatlakları biraz daha derinleştirdi. ​Günün sonunda, bu yabancılaşmadan haz alan Pessoa gibi sayısız karakterin ve onların yarım kalmış yaşamlarının seyircisine dönüştüm. Bir zamanlar kendi hayat sahnesinin tam ortasında duran ben, yavaş yavaş perdenin gerisine çekildim. Kimi anlarda yeniden öne çıkıyor, kendi varlığımı kısa süreliğine de olsa hatırlıyordum; fakat o anlar da giderek seyrekleşti. Zamanla o kurmaca gölgelerin arasında yaşayan başka bir gölgeye dönüştüm. Ne tam anlamıyla vardım ne de bütünüyle yoktum. Sanki başkalarının cümlelerinde nefes alan, kendi hayatına ise uzaktan, yabancı bir gözle bakan bir ruhtum artık. ​Tıpkı Ömer gibi, ben de düştüğüm bu karanlığı, ruhumdaki o dengesiz kırılmaları hep içimdeki bir "şeytana" ihale ettim. Yaşamak yerine sadece izlemeyi seçtiğim için suçlayacak hayali bir düşman aradım kendime. Oysa ortada ne şeytan vardı ne de başka bir güç. Yaptığım şey; kendi iradesizliğime, acizliğime ve en önemlisi hakikatten kaçma alışkanlığıma edebi kılıflar uydurmaktan ibaretti. İçimde yankılanan sesler bir başkasına ait değildi; hepsi benim kendi gerçekliğimden kaçmak için zihnimde büyüttüğüm gölgelerdi... Veysel Can K.
Puan vermedi·140 syf.··
2026 13. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 14:30
Yeraltı Adamı’nın trajedisi, her şeyin farkında olmasıdır. Sıradan ve "saf" bir insan, önünde bir hedef gördüğünde ya da bir haksızlığa uğradığında, o anki duygunun veya amacın körlüğüyle eyleme geçebilir; çünkü sorgulamaz. Ancak Yeraltı Adamı gibi "aşırı bilinçli" bir modern insan için eyleme geçmek imkânsızdır. O, "Zeki insanlar asla bir baltaya sap olamaz, olanlar yalnız aptallardır" derken bu acı gerçeği itiraf eder. ​Bir adım atmaya kalktığında, bilinci ona o adımın altındaki yüzlerce yapay nedeni, doğuracağı saçmalıkları ve kendi samiyetsizliğini fısıldar. Birini sevmek, birinden nefret etmek ya da sırf boş durmamak için bir şeye başlamak bile onun için "bilinçli bir kandırmaca" haline gelir. Bu aşırı farkındalık, karakteri eylemsizliğe (atalete) mahkûm eder. O, kendi bilincinin duvarları arasında sıkışmış, kendi kendini yiyip bitiren bir "düşünce makinesi"dir. ​Modern dünya ve pozitivist bilim, insanın önüne aşamayacağı kurallar koyar. Doğa kanunları, matematiksel kesinlikler ve toplumsal faydacılık insana der ki: "Aman efendim, bu iki kere ikinin dört ettiği gibi açıktır. Tabiatı olduğu gibi, bütün sonuçlarıyla kabul etmek zorundasınız. Duvar, duvardır." İşte Dostoyevski’nin dehası tam bu noktada parlar. Yeraltı Adamı, o rasyonel duvara çarptığında boyun eğmeyi reddeder. "İş cetvelle aritmetiğe dayanınca, iki kere iki yalnızca dört ediyorsa, iradenin lafı mı kalır!" diye haykırır. İnsanı insan yapan şey, onun mantıklı kararlar alması değil; bazen tamamen kendi zararına, tamamen aptalca ve mantıksız olsa bile sırf "kendi özgür iradesini kanıtlamak için" hareket edebilmesidir. İnsan, sınırları önceden çizilmiş kusursuz bir refah sarayında bir cıvata gibi yaşamaktansa, sırf o monotonluğu kırmak ve "ben buradayım" diyebilmek için "bazen bir şey devirip kırmanın o
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,3bin okunma

Veysel Can K.

, bir kitap okudu
Puan vermedi·140 syf.··
29 saatte okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 14:30
·
2026 13. kitabı
Fyodor Dostoyevski
7.9/10 · 159,3bin okunma
zira hepimiz yaşamla bağını az ya da çok kaybetmiş, kör topal idare eden insanlarız. Hatta yaşamdan öylesine kopuğuz ki, gerçek “canlı hayata” karşı adeta tiksinti duyuyor, bize hatırlatılmasına dahi katlanamıyoruz. Öyle bir hale gelmişiz ki, gerçek “canlı hayat” bize adeta bir iş, bir ödev gibi görünüyor, onu kitaptan öğrenmeyi yeğliyoruz. Peki neden bazen telaşa kapılır, kimi kaprisler, çılgınlıklar yaparız? İstediğimiz nedir? Bunu kendimiz de bilmeyiz. Kaprislerimiz, isteklerimiz yerine gelse bundan ilk biz zararlı çıkarız. Bize daha fazla serbestlik vermeyi, ellerimizi çözmeyi, hareket alanımızı genişletmeyi, üstümüzdeki vesayeti kaldırmayı deneyin bir... sizi temin ederim, o anda tekrar vesayet altına girmeye can atarız. Biliyorum, belki bu sözlerime kızacak, bağırıp tepinmeye başlayacak, “Böyle konuşacaksanız yalnız kendinizden, o sefil yeraltınızdan bahsedin; ‘biz, hepimiz’ gibi tabirler kullanmaya kalkışmayın!” diyeceksiniz. Müsaade buyurun baylar, ben bu hepimizlikle kendimi haklı çıkarmak peşinde değilim. Ben kendi hayatımda, sizin cesaret edemeyip yarıda bıraktığınız şeyleri sonuna kadar götürdüm, o kadar; üstelik siz tabansızlığınıza sağduyu diyor, böylece kendi kendinizi aldatarak avunuyorsunuz. Buna göre ben sizden daha “canlı”yım. Daha yakından bakın! Biz bugün “canlı”nın nerede yaşadığını, neden ibaret olduğunu, adını sanını bile bilmiyoruz. Bizi tek başımıza bırakın, elimizden kitapları alın o saat şaşkına döner, ne yana gideceğimizi, kimden yana çıkacağımızı, kimi sevip, kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz. İnsan olmak, yani gerçek, kendi vücuduna sahip, kanlı canlı bir insan olmak dahi bize güç geliyor, bundan utanıyor, ayıp sayıyor, bildik, genel anlamda insan olmaya çabalıyoruz hep. Aslında biz ölü doğmuş yaratıklarız; zaten çoktandır canlı
Sayfa 138·Kitabı okudu
Reklam