Veysel Can K.

Şu Budala Serçe bile üç günlük ömrünü keyifle geçiriyor da, biz, arasından uçtuğumuz ağaçları bile fark etmiyoruz...
Sayfa 32·Kitabı okudu
Reklam
Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Pekâlâ, ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?.. Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?.. Hem biliyorsun, bu aptalca bir laftır: Kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun... Göğsünü yararak o eti oradan çıkarır ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun...
Sayfa 4·Kitabı okudu
Peki ama, bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek, onu istemek sevmek midir?.. ​Çırçıplak soyunarak şehrin sokaklarında koşabiliyor musun?.. ​Bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adalelere saplamak ve böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu? ​Bir şehrin adamlarını öldürmek cesareti sende var mı? Bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misin? ​Aşk sana bunları yaptırabilir mi? İşte o zaman sana seviyorsun derim...
Sayfa 4·Kitabı okudu
Vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kâfi mazeretler tedarik etmiştir.
Sayfa 4·Kitabı okudu
Yalnızlığın ve hastalığın aynı anda insana nüksettiği anlar var ya… Günün ilk saatlerinde umursamaz gibi davranır, rutinlerini yerine getirirsin. Sözde kendinle ilgileniyormuş gibi yapar, küçük oyalanmalarla kendini kandırırsın. Ta ki odanı dolduran gün ışığı sönüp yerini karanlığa bırakana kadar. Sonrası mı? Tarif edeyim. Beyninin bir köşesinde bekleyen bir ses aniden hücum eder. Durup olduğun yeri sorgularsın. Kendini ait hissetmediğin o yeri, özlediğini fark edersin. Eğer hafızanda özlemeye dair bir şey kaldıysa, onları düşünmeye başlarsın. Nefes alıp vermen zorlaşır. Ritmin bozulur. Kuru ve acı bir öksürükle nefes almaya çabalarsın. O an içinden birçok şey geçer. Onu da tarif edeyim sana: Mutlu olduğun yerleri özlersin. Bir zamanlar yanında huzur bulduğun insanları… Sonra, neden böyle yapayalnız kaldığını sorgulamaya başlarsın. Sanki sevilmek, senin doğanda hiç var olmamış, ismini bildiğin ama anlamını asla çözemediğin yabancı bir lisan gibi… Sonra gözün o karanlık pencereye takılır; zihnini bulandıran, belki de asla cesaret edemeyeceğin o eylemlerin sessiz fısıltısını duyarsın. Her şeyin bir anda son bulabileceği o soğuk ihtimal... Ama neye çözüm ki? Zaten bilirsin… yaşaman gerektiğini. Bunun sadece bir an olduğunu. İyileştiğinde, bir daha bu hislerin içine düşmediğin sürece, dönüp bakmak bile istemeyeceğini. O an yaşadığın duygulara ne oluyor biliyor musun? Gitmiyorlar. Sadece sen, artık kim olduğunu hatırlamayacak kadar yoruluyorsun.