Yürümenin Felsefesi” kitabına dair mevcut okuma sürecimdeki düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Kitap oldukça keyifli ilerliyor. Ancak yürümek eylemine felsefi derinlik kazandıran Friedrich Nietzsche ve Arthur Rimbaud ile çıktığımız bu düşünsel yolculuk, bizi kaçınılmaz bir gerçeklikle yeniden yüzleştirdi: doğumla birlikte başlayan ve kaçınılmaz biçimde ölüme uzanan yolculuk.
Her iki düşünürün yolu da, manzaranın estetik cazibesine rağmen oldukça engebeli ve sarsıcı bir güzergâhtan geçerek; huzurdan çok içsel çatışmalar ve huzursuzluklarla son buldu. Bu durum, yolun sunduğu güzellik ile sonun taşıdığı ağırlık arasındaki çarpıcı tezatı daha da görünür kılıyor.
İki düşünürle birlikte hedeflenen noktaya ulaşamamış olmanın hüznü ve “yürümenin felsefesi”nin sanıldığından daha keskin, hatta yer yer riskli bir derinliğe sahip olabileceği düşüncesiyle okumaya devam ediyorum.
#300780702#300780251
Kitabın kapağında vadedildiği gibi Roma’nın kalbinde anılarla dolu görkemli eve adım attık.
Yıllarca kilitli kalmış odanın kapısını araladık, saklanan sırların tozunu üfledik.
Duvarları süsleyen tablo koleksiyonuna hayranlıkla baktık.
Sıra son vaatte: Aniden kesilen o tutkulu aşk. Bakalım kalp gerçeği nereye saklayacak?
Durum bildiriyorum, beklentimin üstünde keyifli gidiyor 💃
Dışarıdan dayatılan her duygu, tıpkı bir misafir gibi gelir; kapıyı çalar, içeri alınır, kendine yer bulur ve bir süre orada kalır. Önce hoşlukla karşılanır, "hadi"yle ağırlanır ve koca bir dağınıklık bırakıp gider insanın içinden. Sonunda gittiğinde ise geride dağılmış eşyalar, düzensiz bir masa ve yabancı kokular bırakır. Severek karşıladığınız misafiri, öfkeyle uğurlarsınız. Sevginin yerini artık öfke almıştır. Çünkü, zoraki kabul edilen hiçbir şey özde barınamaz; çünkü içsel uyum, kendiliğinden gelenle mümkündür. Bu yüzden, kabul de gerçek bir kabule tabidir. Öfke, ancak böylelikle yerinde oturabilir.
Kabullenmek, öfkeye su verir.
Öfkenin dikkatini dağıtır, elini tutar; sakinleştirir.
Kabullenmeyi hep bir irade zannettim. Sanki içerde işleyen bir sistemi var gibiydi: Önce kabul etmeyi kabullenirsin. Kendine telkinler verirsin. Çünkü kabule geçmeden ilerlenmez zannedersin. İlerlemenin ön koşulu, sadece çabayla ortaya çıkarttıkların gibi gelir. Sonra karşına çıkan ilk çatışmada kabullenişi hatırlar, sakinlikle karşılarsın her seyi.
Öfke kapını çaldığında, evde yokmuş gibi yaparsın. İradenin getirdiği kabul, seni taştan alır pamuğa yatırır sanırsın. Sonra öfke bir anda kapıyı kırar, tüm evini başına yıkar.