Ben keyfimce yürümeyi, canım istediğinde de durmayı severim. Bana seyyar bir yaşam gerek. Güzel bir havada, güzel bir ülkede telaşa gelmeden yol yürümek ve yürüyüşün sonunda da hoş bir manzarayla karşılaşmak, onca yaşam tarzı arasında zevkime en uygun olanı.
Nietzsche gökyüzüyle, denizle, buzullarla yüz yüze olan hareket halindeki bedenin, tasavvurunda uyandırdığı her şeyi şurada burada karalayarak her gün yürüyordu.
Ancak kısa süre sonra bedeni Nietzsche'ye ihanet eder. Felç sırtını yavaş yavaş ele geçirir ve Nietzsche kendini tekerlekli sandalyede bulur. Saatler boyunca bir sağ bir sol eline veya bir şeyler mırıldanarak ters tuttuğu kitaplara bakar. İnsanlar etrafında dört dönerken o biçare halde sandalyesinde oturur.
Yeniden çocuk olmuştur. Annesi onu tekerlekli sandalyeyle verandada dolaştırır. 1894'ün sonbaharıyla birlikte yakınları, yani annesi ve kız kardeşi hariç kimseyi tanımaz olur; tükenmiştir, gözlerini ellerine dikerek kımıldamadan oturur sadece.
Binde bir, "Her şeyin sonunda, ölüm", "Atları ortalığa saçmıyorum", "Işık kalmadı" gibi cümleler kurar.
Çöküş yavaş ama kaçınılmazdır. Çukura kaçmış gözlerinin
feri son sürat söner.
Nietzsche 25 Ağustos 1900'de Weimar'da hayatını kaybeder.
Muhtemelen gelecekteki insanlar için bir kaçınılmazlık, onların kaçınılmazı olacağım - dolayısıyla bir gün dilsiz kalmam kesinlikle mümkün, hem de insanlığın hatırına!!!