Benim bütün amacım, kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır. Krallar hiçbir şeyimi almazlarsa, bana çok şey vermiş olurlar. Hiçbir kötülük etmezlerse, yeterince iyilik etmiş sayılırlar bana.
“Bütün umudum kendimde.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“ Yürümenin Felsefesi” kitabına dair mevcut okuma sürecimdeki düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Kitap oldukça keyifli ilerliyor. Ancak yürümek eylemine felsefi derinlik kazandıran Friedrich Nietzsche ve Arthur Rimbaud ile çıktığımız bu düşünsel yolculuk, bizi kaçınılmaz bir gerçeklikle yeniden yüzleştirdi: doğumla birlikte başlayan ve kaçınılmaz biçimde ölüme uzanan yolculuk.
Her iki düşünürün yolu da, manzaranın estetik cazibesine rağmen oldukça engebeli ve sarsıcı bir güzergâhtan geçerek; huzurdan çok içsel çatışmalar ve huzursuzluklarla son buldu. Bu durum, yolun sunduğu güzellik ile sonun taşıdığı ağırlık arasındaki çarpıcı tezatı daha da görünür kılıyor.
İki düşünürle birlikte hedeflenen noktaya ulaşamamış olmanın hüznü ve “yürümenin felsefesi”nin sanıldığından daha keskin, hatta yer yer riskli bir derinliğe sahip olabileceği düşüncesiyle okumaya devam ediyorum.
#300780702#300780251
“Bu gülenlerin tacını, bu gül çelengi-tacı; ben taktım bu tacı kendime, ben kutsadım kahkahamı. Başka biri bulamadım bugün, bunu yapacak kadar güçlü olan.”