Yürümek çocuk oyunudur bana göre. Geçip giden güne, parlak güneşe, ağaçların büyüklüğüne, göğün maviliğine hayran kalmak; bunları tatmak için ne tecrübeli ne de becerikli olmak gerekir. Hem çok uzun süre hem de çok uzaklara yürümüş insanlara itimat etmemek tam da bu yüzden yerindedir: Onlar her şeyi görmüştür çoktan, karşılaştırma yapıp dururlar. Ebedi çocuksa hiç bu kadar güzel bir şey görmemiş olandır, çünkü karşılaştırma yapmaz. Dolayısıyla birkaç gün, birkaç hafta yürüdüğümüzde sadece mesleğimizi, komşularımızı, ilişkilerimizi, alışkanlıklarımızı, tedirginliklerimizi değil, kaotik kimliklerimizi, yüzlerimizi ve maskelerimizi de geride bırakırız. Artık hiçbiri tutunamaz çünkü yürümek bedenden başka bir şey istemez.