"Ben rastlantıya inanmam," diye araya girdi Marki. "Bir
şeye rastlantı demek, onu başka, daha ikna edici bir șekilde açıklayamama durumundan kaynaklanır. Bu, sizin o 'süreçlerinizin' ardındaki gizemi çözme konusundaki çaresizliğin bir ifadesidir."
Gerçeklik, domino taşları gibi kurulmuştur. Önemli olan, taşlardaki sayıların, yani olayların anlamlarının ne olduğunu bilmektir. İşte bu anlamda Güç saklıdır.
Keşke olayların nasıl gerçekleştiğini bilebilseydik. Acaba birbiri ardınca, kavranması güç birtakım kurallara göre mi gelişiyor her șey? Yoksa büyük kutuların içinden çıkan daha küçük kutular gibi mi ilerliyor olaylar? Ya da yalnızca insan aklının öngöremeyeceği, ilahi bir iradeye mi bağı?
Belki de aralarında hiçbir bağ yok; her şey sadece istediği gibi, rastlantısal ve kaotik biçimde olup bitiyor, kendi kendini çürütürken insanlara sahte bir mantık izlenimi mi veriyor acaba?