Özgürlük, aralarından seçme yapabileceğimiz gerçek olanaklarla özlemlerimizi dile getiren gerçekdışı olanakların farkında olmaktan doğar; özlemlerimiz yoluyla gerçek ama (bireysel ve toplumsal açıdan) sevimsiz seçenekler arasında karar vermek gibi tatsız bir görevden kendimizi kurtarmış oluruz. Gerçekdışı olanaklar elbette aslında hiç de olanak sayılmaz; boş düşlerdir bunlar yalnızca. Ama acınası gerçek şudur ki çoğumuz gerçek seçeneklerle, sezgi ve özveri gerektiren bir seçme yapma zorunluğuyla karşı karşıya kaldığımızda deneyebileceğimiz baş- ka olasılıklar bulunduğunu düşünmek isteriz; böylece bu gerçekdışı olasılıkların aslında bulunmadığını, bunların peşinden gitmenin kararı, alınyazısının karanlığına gömmek olduğunu görmezlikten geliriz. Varolmayan olasılıkla rin gerçekleşeceği yanılsaması içinde yaşayan insan kendisi için seçmeyi başkalarının yaptığı, kendisinin istemediği bir yıkıma uğradığı zaman şaşırır, kızar, kırılır. İşte o zaman başkalarını suçlamak, kendini savunmaya girişmek ve/ya da Tanrı'ya dua etmek gibi yanlış tutumlar edinir; oysa kişinin, sorunla yüzyüze gelmekten korkması, sorunu kavrayacak ölçüde akıllı olamaması yüzünden önce kendini suçlaması gerekir.