“Benim doktorluk ilkem, yaşamım boyunca bu cümle oldu, diyebilirim. İnsanlara, öncelikle zarar vermemeyi ilke edinen bir doktor, cüzam hastalarına yapılan muameleye göz yumabilir miydi?”
“…Dün Ata’nın ölüm gününde milletimin gözyaşlarını dinlerken ve onlarla aynı duygularda birleşirken, benim için her şeyden önce bu aziz vatanın gelmekte olduğunu anladım…”
Anton Çehov’un Üç Kız Kardeş (Три сестры) adlı eseri, Moskova'da yaşamayı hayal eden üç kız kardeşin hikayesini anlatır. Çehov, eserlerinde genellikle karakterlerin iç dünyalarına, hayal kırıklıklarına ve gündelik yaşamın sıradanlığına odaklanır. “Üç Kız Kardeş” de bu temaların işlendiği yapıtlardandır.
Kitap, Çarlık Rusyası'nın son dönemlerinde, toplumsal değişimlerin ve sınıf çatışmalarının yoğun olduğu bir zamanda yazılmış ve bu değişimlerin bireyler üzerindeki etkilerini ve insanların hayal kırıklıklarını derin bir melankoliyle ve umutsuzluk temasıyla bütünleştirerek ele alır.
"Üç Kız Kardeş”i okurken hikayeye girmekte zorlandım. Çehov’un karakterlerinin derin içsel çatışmaları ve melankolik atmosferi, eserin değerini anlamamı sağlasa da, bu yoğun anlatım beni hikayeye tam anlamıyla bağlayamadı. Özellikle birçok kısım, sembolik anlatımları ve dönemin sosyal yapısını anlamadığım için benim için zorlayıcıydı. Belki de Çehov'un zamanının ruhunu bu denli derinlemesine yansıttığı için, kitabı anlamak ve hikayeye dahil olmak benim için zor oldu. Bu nedenle, maalesef “Üç Kız Kardeş” bana hitap eden bir eser olamadı. Bu tamamen benim kişisel ve profesyonel olmayan bir değelendirmem. Çehov’un tarzını ve Rus edebiyatını sevenler için “Üç Kız Kardeş” daha anlamlı bir deneyim olabilir."