Mary Shelley’nin Frankenstein adlı eseri, yüzeyde bir korku romanı gibi görünse de, aslında çok daha derin anlamlar barındıran bir eserdir. Kitabı elime aldığımda klasik bir canavar hikayesi bekliyordum. O yüzden kitabı ilk elime aldığımda bir hayal kırıklığı yaşadım. Ancak kitabı okudukça iç içe geçmiş ahlaki ve felsefi sorularla karşılaştım. Bilimsel hırsın kontrolsüzlüğü, sorumluluk, toplumdan dışlanma ve insan doğasının karanlık tarafları romanın merkezinde yer alıyor. Eğer siz de kitabı klasik bir korku hikayesi okuma amacıyla okumayı düşünüyorsanız, Frankenstein’ın sizi bu beklentiyle tam olarak tatmin etmeyeceğini bilmelisiniz.
Eserdeki asıl “kötü” karakterin Victor Frankenstein olduğunu düşünüyorum. Yaratığını terk ederek hem ona hem de masum insanlara büyük zararlar vermesi, sorumsuz birisi olarak hareket ettiğini gösteriyor. Victor, yarattığı canavarın suçlarını değil, kendi sorumluluklarını reddeden biri. Onun bencilliği ve ihmalkarlığı, birçok masum insanın ölümüne sebep olurken, kendisini masum bir kurban gibi göstermeye çalışması trajedinin asıl kaynağıdır. Frankenstein, yalnızca bir korku hikayesi değil; insanın karanlık doğasını sorgulayan bir yapıttır.