ben her zaman yanındayım ama, sen beni unutuyorsun. her zaman bağıracak gücüm yok; sen ise beni bırakmak istiyorsun. ay iyidir, karlı ağaçlar iyidir, dünyadaki hayat iyidir ama, beni de unutma!...
Ben hep ayaktayım seni bekliyorum
Benim gölüme gel testini dolduracaksan
Göreceksin sularım ayaklarını öpecek
Aşkımı anlatacak, göreceksin
Bu gölgesi kumlara vuran yağmur bulutudur.
Siyah zülfün üstüne kaşın, gözün üstüne
Bu bir tutamlık yağmur bulutudur vuran
Ben hep ayaktayım seni gözlüyorum
Benim gölüme gel testini dolduracaksan
Tüm bayırı yaban çiçekleri sardı
Taze çime otur, yüzüne peçeni vurma
Sularım seni bekliyor bakıp düşe dalacaksan
Ben hep ayaktayım seni bekliyorum
Polina bana asla tamamen güvenmemişti. Bazen pek isteksizce kalbini açtığı oluyordu, ama bu açılmaların ardından çoğu zaman, hatta hemen her zaman işi alaya vuruyor veya her şeye uydurma izlenimi vermek suretiyle lafı dolaştırıyordu. Ah! benden ne çok şey saklıyordu! Her hâlükârda bütün bu gizemli ve gergin durumun son perdesinin yaklaştığını seziyordum.
“Bir resme tükürdüğümü gören olsa, resimdekini şahsen tanıdığımı sanır. Hayır, tanımıyordum. Ben yalnızca kadının biriyim. Hiçbir kadın yoktur ki, gazeteye resmi basılan her erkeği tanısın. Ayrıca ben başarılı bir fahişeydim yalnızca. Bir fahişe ne kadar başarılı olursa olsun, bütün erkekleri tanıyamaz. Ama tanıdığım erkeklerin hepsi bende tek bir istek uyandırdı: elimi kaldırıp yüzlerine okkalı bir şamar indirmek.”