‎Bugün bir tao dansçısıyım ‎ ‎Karma gibi görünen ne varsa ‎ Vakum atmosferine bıraktım ‎ ‎ ‎ ‎Vücudumu hava ile otadım ‎ Dansımı havayla yaptım ‎ ‎Bir mimariyi hissettim bedenimde ‎ ‎ ‎ ‎Gözlerime bir başka açıdan baktım ‎ Dans bittiğinde aynada gördüm ‎ ‎Son bir test örneği olarak ‎ ‎ ‎ ‎Dans ve Tao içimde kıvrılan bir nükte ‎ ‎Bir kültür devinimi olarak bir vals ‎ ‎Aşkın ve farklı bir yelpaze ‎
Tanrı dağlarının ak bilgesi Bir şiir yaz ki… Gecenin en derin yerinde yankı bulsun Öyle bir şiir olsun ki, Okuyan kendi kalbinin kapısını aralasın, Ve hafifçe sarsılsın, Ali Rıza Coşkun Çok sonradan öğrenecektimki babam rahmetli annem üzülmesin diye annemin hastalığını bizden saklamış annemin gözleri gülsün gecesine yankı olsun diyerek ağzımdan mektuplar yazıyordu Oğlunun kokusunu alan bir anne hiç mümkünmü hasta olsun hani hasta olsa bile bir anneyi oğlundan gelen güzel bir haber mutlaka ayağa kaldırır babam isa beyde bu gayrette bu minvalde çalışmış demekki öyle şiirler yazmıştıki ağzımdan annem annem elinde mendil halay çekip çiftetelli bile oynamaya başlamıştı o mutlu gecelerde babamla annem sahte bir umuda tutunup vals etmeye bile başlamışlardı biz ise tanrı dağların soğuk ve ayazında dağların göz yaşı döktüğü bir mevsimdeydik ırmaklar buz tutmuştu yani ırmağa bassanız karşı tarafa yürüyerek geçebilirdiniz ırmaklar üzerinde buzdan köprülerde çocukların sevincini görmeliydiniz affan dededen çocukluk yıllarını satın almış gibi ellerinde kızak abi kızağımızı çekermisin diye soruyorlardı dedem nefsani de kızak çeken o küçük çocukların arasındaydı bu dağlarda öyle güzel bir şiir yazan dedem canını bu dağlarda verdi masum anadolunun saf çocuğu ilk önce atı donarak öldü sonra kendisi ancak tanrıdağının piri ak dağların evliyası olarak anılmaya başlayacaktı
Edebiyat
Reklam
Seni gördüğümden beri içimde bir vals müziği çalıyor.
Antony Hopkins’in gençken bestelemiş olduğu vals ile pazarımıza devam ediyoruz🎶 youtu.be/M57Fi19vcSI?si=...
"İNCİ" Belki de bu kez kaçmamalısın
27. BÖLÜM 🌹 İnci 🌹 Funda hanımın yanında döktüğüm o ilk sahici gözyaşları, sanki ruhumdaki katılaşmış bir tabakayı eritmişti. İlk defa utanmadan ağlamanın, ilk defa kalbimin karanlık mahzenlerini birine açmış olmanın verdiği o garip, kırılgan güçle yeniden buradaydım. İçeride, şehrin boğucu sıcağına karışan uzak bir uğultu vardı. İnce bir aralık bırakılmış pencereden sızan rüzgâr, tül perdeyi belli belirsiz dalgalandırıyor; sanki oda da benimle birlikte nefes alıyordu. Funda Hanım bu kez beni kapıda karşılamamıştı. Masasının arkasında, siyah dolma kalemini beyaz kağıtların üzerinde sessizce gezdiriyordu. Başını kaldırdığında gözlerindeki dingin, yargısız gülümsemeyi gördüm. “Hoş geldin, İnci.” “Hoş buldum,” Oturdum. Bakışlarım istemsizce pencerenin ardındaki uçsuz bucaksız gökyüzüne kaydı. Funda Hanım, her zamanki gibi sessizliği böldü. Ben ise söyledikleri arasından, boğulmak üzere olan birinin bir dala tutunması gibi kendime bir anlam aramaya başladım. “Geçen hafta babanı konuşmuştuk, bugün biraz daha seni bugüne, hayatındaki insanlara getirmek istiyorum. Yakınlık kurmak senin için nasıl bir şey?” Bedenim irkildi. Bu sorunun geleceğini tahmin etmeliydim... Cevabım, zihnimin labirentlerinde hiç dolanmadan doğrudan Serkan’a çıktı. “Yakınlık…” dedim, dudaklarımda buruk, belki de biraz acı bir tebessümle. “Hem deli gibi istediğim hem de nefesimi kesecek kadar korktuğum bir şey. Birisi bana ilgi gösterdiğinde, bir anlığına o sıcaklığın içinde eriyorum. Ama hemen sonra bir alarm çalıyor içimde. Tetikte hissediyorum. Sanki o şefkatten değil de, bir uçurumun kenarından kaçmam gerekiyormuş gibi.” “Çünkü?” diye sordu, kalemini masaya bırakıp tüm varlığıyla bana doğru eğilerek. “Çünkü sevilmeye alışık değilim Funda Hanım. Birisi bana
1000Kitap
kendimle vals ölüme 5 kala bak ellerime, tutabildiğin kadarım tutamazsan yanarım kendimle vals yerin 3 metre altında üzerimde 7 kat gömlek olmadığım kadar özgürüm
Reklam
Reklam