27. BÖLÜM
🌹 İnci 🌹
Funda hanımın yanında döktüğüm o ilk sahici gözyaşları, sanki ruhumdaki katılaşmış bir tabakayı eritmişti. İlk defa utanmadan ağlamanın, ilk defa kalbimin karanlık mahzenlerini birine açmış olmanın verdiği o garip, kırılgan güçle yeniden buradaydım. İçeride, şehrin boğucu sıcağına karışan uzak bir uğultu vardı. İnce bir aralık bırakılmış pencereden sızan rüzgâr, tül perdeyi belli belirsiz dalgalandırıyor; sanki oda da benimle birlikte nefes alıyordu. Funda Hanım bu kez beni kapıda karşılamamıştı. Masasının arkasında, siyah dolma kalemini beyaz kağıtların üzerinde sessizce gezdiriyordu. Başını kaldırdığında gözlerindeki dingin, yargısız gülümsemeyi gördüm.
“Hoş geldin, İnci.”
“Hoş buldum,”
Oturdum. Bakışlarım istemsizce pencerenin ardındaki uçsuz bucaksız gökyüzüne kaydı. Funda Hanım, her zamanki gibi sessizliği böldü. Ben ise söyledikleri arasından, boğulmak üzere olan birinin bir dala tutunması gibi kendime bir anlam aramaya başladım.
“Geçen hafta babanı konuşmuştuk, bugün biraz daha seni bugüne, hayatındaki insanlara getirmek istiyorum. Yakınlık kurmak senin için nasıl bir şey?”
Bedenim irkildi. Bu sorunun geleceğini tahmin etmeliydim... Cevabım, zihnimin labirentlerinde hiç dolanmadan doğrudan Serkan’a çıktı.
“Yakınlık…” dedim, dudaklarımda buruk, belki de biraz acı bir tebessümle. “Hem deli gibi istediğim hem de nefesimi kesecek kadar korktuğum bir şey. Birisi bana ilgi gösterdiğinde, bir anlığına o sıcaklığın içinde eriyorum. Ama hemen sonra bir alarm çalıyor içimde. Tetikte hissediyorum. Sanki o şefkatten değil de, bir uçurumun kenarından kaçmam gerekiyormuş gibi.”
“Çünkü?” diye sordu, kalemini masaya bırakıp tüm varlığıyla bana doğru eğilerek.
“Çünkü sevilmeye alışık değilim Funda Hanım. Birisi bana