Kırım Türk'tür...
9/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 19:11
Esirlikten kurtulan ama hürriyetin tadına varamayan, ömrünü Kırım davasına adamış, vatanından ebedi sürgün, Cengiz Dağcı'yı anlatır. "Yurdunu kaybeden adam için hürriyetin bile bir manası kalmadığını şimdi anlıyorum." Bunca acı, bunca şerefsizlik. Soykırım, tecavüz. Ah be Türk. Dünyanın heryerinde ne zulümlere gark oldun. Aç gözünü, en azından oku öğren... Öldükten sonra yurduna kavuşan(hoş Kırım hala rus işgali altında) Dağcı'yı rahmetle anıyorum..
1000Kitap
Yurdunu Kaybeden AdamCengiz Dağcı · Ötüken Neşriyat · 20231,920 okunma
10/10
·208 syf.··
2026 44. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 16:50
“Ataerkil toplum kavramları size şekil verip, sizi programladığından, sizin için en iyi olanın en iyi farkına varamayan olursunuz anca. Felakete sürüklenmekte olduğunun bile farkına varamayan budala bir genç kız olursunuz.” Kitabın konusuna geçmeden önce değinmek istediğim bir nokta var. Bu eser, bir dönem ülkemizde "müstehcenlik" gerekçesiyle toplatılmış, ardından kitabın çevirmeni hakkında soruşturma açılarak gözaltı kararı verilmişti. Açıkçası bu haberi gördüğümde çok da şaşırmadım. Çünkü kitap yalnızca rahatsız edici sahneler içeren bir yeraltı edebiyatı örneği değil; aynı zamanda ataerkil düzeni, cinsiyetçi normları ve toplumun kadın bedeni üzerindeki tahakkümünü sert bir şekilde eleştiren bir metin. Bu nedenle kitabın yarattığı tartışmaların, içerdiği sahnelerden çok ortaya koyduğu eleştirilerle ilgili olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki kadın-erkek eşitliği ve toplumsal cinsiyet meselelerinde hâlâ ciddi sorunlar yaşayan toplumlarda bu tür eserler çoğu zaman edebi yönleriyle değil, yarattıkları rahatsızlık üzerinden değerlendiriliyor. Yeraltı edebiyatı diye bir tür olmasaydı, bu kitap o türü tek başına yaratabilirdi. Okurken inanılmaz derecede rahatsız oldum; yeraltı edebiyatının o kirli, bunaltıcı ve insanın içine işleyen atmosferini iliklerime kadar hissettim. Hatta bir noktada kitaba ara vermek zorunda kaldım. Uzun uzun nefes alıp kendimi toparlamaya çalıştım. Şu ana kadar okuduğum en rahatsız edici kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun da ötesine geçen bir kitap okur muyum, açıkçası emin değilim. Chuck Palahniuk, Ölüm Pornosu'nda yeraltı edebiyatının en sert ve en sarsıcı tonlarından birini kullanıyor. Toplumsal normları ve tabuları acımasızca parçalayarak özellikle ataerkil düzeni hedef alıyor. Erkek egemenliğinin kadın bedeni üzerindeki
Ölüm PornosuChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 20214,077 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·254 syf.··
2026 49. kitabı
Jonah Axon - Petrikor Haritalardan bulunmayan bir ülke… Adı konulmamış, sınırları çizilmemiştir. Ama orayı herkes bilir. Yokluk ülkesidir orası.. Havası daima yağmur olan olan, ulaşılamayan bir duygu, ve birbirine varamayan, kavuşamayan insanların olduğu ülke… Kitapta “ Kadın ve Adam “ olarak geçiyor karakterler. Her insanın hayatında mutlaka yaşadığı bir dönem kaleme alınmış. Kuvvetli bir çekim olmasına rağmen gurur, benlik, kibir dolayısıyla kavuşulamayan o kuvvetli aşkları anlatmış kitap. Kadının koyduğu mesafeden dolayı yakınlaşamayan ilişki zamanla hem kadın hem de erkek için sürümceme de kalır. Kitabın sonlarına doğru oldukça güzel bir sürpriz bekliyor okuyucu. Hepimizin hayatı boyunca mutlaka yaşadığı bir durum kısacası… @nihllck.kitap Limera Yayınları @ya_petrikor2026 #petrikor #i̇şbirliği #hediye #8hαȥiɾαɳ
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202676 okunma
10/10
·440 syf.··
2026 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 20:50
Uzun zaman sonra beni bu kadar uykusuz bırakıp, saatlerce başında tutacak kadar sürükleyici bir kitap okumanın hazzı içindeyim. Belki de bu yüzden, zihnimde dönüp duran düşünceleri yatıştırmanın ve anlatma arzusunu dindirmenin yazmaktan başka bir yolunu bulamadım :) ‘Annemin Uyurgezer Geceleri’ ilk bakışta bellek, unutma/hatırlama ve aşk temaları üzerine kurulu bir anlatı gibi görünse de derinlerde çok daha sert bir gerçekliği barındırıyor: aşk kisvesine bürünmüş bağımlı kadın-erkek ilişkilerini; anne-kız, yeni-eski gibi ikilimler üzerinden iktidar oyunlarını; zamanla değişen toplumsal yapıdaki erozyonu, akademik yozlaşmayı ve ataerkil düzenin kökleşmiş yapısını. Erkeklerin yokluğuyla şekillenen üç nesil kadının dünyasına zamanda ileri-geri sıçramalarla tanık olduğumuz ince ince işlenen çok katmanlı bir hikaye bu. Anlatıcımız, ellili yaşlarında köklü bir üniversitede iktisat profesörü olan Şehnaz. Ancak hikaye; annesi Ayhan Hanım’ın uyurgezer geceleriyle değişen hayatını odağına alarak bizi otuz küsur yıl öncesine götürüyor. Aile sırlarının birer birer ifşasıyla derinleşen bu yolculukta, köklerin çok daha gerisine uzanıyoruz: Kendini bir Osmanlı paşasının kızı olarak tanıtan anneanne Şehval Hanım ve aynı paşaya çok küçük yaşta beşinci eş olarak verilen ‘deli bozuk’ Esme’nin hayatlarına da tanıklık ediyoruz. Ayfer Tunç bir söyleşisinde erkeklerin yıllardır hakim olduğu toplum sisteminin 'kadınların kemikleri üzerinden ilerlediğini' belirtiyor. Kitap boyunca, kadın olmanın beraberinde getirdiği toplumsal gerçekleri ve bu gerçekliğin ortasında kadınların verdiği var olma mücadelesini tüm gerçekliğiyle görüyoruz. Paşanın ölümüyle küçücük kızıyla sokakta kalan Esme’nin yaşama tutunmak için bir kocadan başka seçeneğinin olmayışı, dönemin koşullarının dayattığı trajik bir
1000Kitap
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267,2bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 13. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 10:35
Arka kapak yazısını okuduğumda bana çok şey vaadettiğini ama maalesef beklentimin altında kaldığını söyleyebilirim. Ne güçlü bir mizahi dili ne de döneme ait güçlü bir alt metin bulabildim. Hepsinin kendine özgü sorunları olan karakterlerin hiç biri ile bağ kuramadım. Sürekli Andrea'nın iç dünyasında dolanıp duran, boğucu ve karanlık apartman dairesindeki akrabaları ile sonuca varamayan çekişmeleri anlatan, açlık ve soğukla savaş sonrası yokluğu hissetirmeye çalışan ama bütün bu atmosferi derinlemesine bir duygu yoğunluğu ile aktaramayan bir metindi. Belki de bana geçmedi, bilemiyorum. 1001 Kitap listesinde yer alması, genç bir yazarın ilk eseri olması ya da belirtilmese de yazarın hayatına bir göz attığınızda otobiyografik ögeler taşıdığını düşündürmesi açısından şans vermek isteyebilirsiniz. Keyifli okumalar...
HiçCarmen Laforet · Metis Yayıncılık · 2007182 okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
Selime Teyze; Çocuklarından ve herşeyden yalnızlığı ve ilgisizlik yüzünden kaçan Selime teyze. Varlığında yokluk çektiği çocuklarından beklentisi o kadar da çok değildi. Biraz şefkat, biraz sevgi ve biraz ilgi... Çocuklarının ise günlük yaşantılarının telaşesi yüzünden annelerini unuttukları barizdi... Bu kaçıştan Meltemle yolları kesişip de konuşunca pişmanlık hisseden Selime teyze çocuklarına koşmaya karar verdi ve onlara doğru gitti. Akıbeti bilinmez ama ana yüreği dayanamazdı bu gidişe. Geri döndü. Peki Meltemin annesi nasıl dayandı? Bu soru işareti burada hep kalacak... Meltem; İlk eşi Mehmet ile çocukları olmadığı için boşanan Meltem. Meltemin arzusu ile olmuyordu bu arada çocuk. Geçmişi yarım kalmış, yalnız kalmış ve yaralı diye, Annesi kaçmış gitmiş, babası başkasıyla evlenmiş ve Meltemi babaanne, dede eline bırakmışlar diye çocuk istemiyordu. Korkuyordu... Dedesi ve babaannesi ölünce yatılı okullarda okumuş. Nasıl da basit görünen güzel hayalleri vardı annesi ve babasıyla ilgili... Biz bazen lütufları ne kadar görmezden gelsek de rutinlerimiz başkalarının hayalleri olabiliyormuş. Hayatının en beklenmedik kontrolsüz anında tanışmıştı Fırat'la. Belki de bazen kontrollerden vazgeçmeyi bilmek gerekirdi. Akışa bırakmak gerekirdi... Fırat'la olan birlikteliği kendine olan inancını kazandırdı ona. İplerinden kurtulmasını sağladı. Selime teyze Meltem'den, Meltem ise Selime teyze ve Fırat'tan aldığı cesaret ve dersle mutluluğu hakettiğini düşündü.
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma