Topal Emine... Lise son sınıfta beraber okuduğumuz talebelerden, akranlarının aksine, Anadolu kokusundan tiksinmeyen ve köy ve kasaba hayatının sükûnetini her türlü şehir alâyişine tercih eden, temiz bir insan... Arkadaşlarının bu toprak adına ne varsa nefret ettiği ve özenti Batı gençliği cümlesinden olarak zamane moda müzik listelerini ezberleme hünerine düştüğü bir iklimde o, bir sazla elektro gitar arasındaki fark kadar onlardan uzaktır... Kendisi okulu bitirirken, nişanlısı da askerden dönecek ve evlenecekler... Mümkün olsa, Doğu vilâyetine bağlı köylerden birinde öğretmenlik yapmak ister... İsterdi!..
Sene 1972... 12 Mart’tan birkaç ay sonra... Liseyi bitirmemizin üstünden 3-4 sene geçmiş... Eskişehir’de Köprübaşı’nda karşılaşıyoruz... Şaşkınlık içinde... Ama şaşkınlığı şu kadar zaman sonra bir tanıdığa rastlamaktan dolayı değil de, benim polis tarafından yakalanmamış olmamdan dolayı!..
Milli Nizam Partisi zamanı... Günaydın gazetesinde, Resûlullah Efendimizin hayatı çizgi roman şeklinde ve şehvet gıcıklayın sosyal hayat sahneleriyle veriliyor... Tüller içinde göğsü göbeği açık kadınlar... Her biri bir andavallı ve iptidaî insan tipinde sahâbîler... Neler neler!..
Kalben buğz eden, tümen tümen... Gerçi müşahhas bir şahsı işaretleyip de “sen bir sahtekârsın!” diyemesek de, umumî bir ifâde hâlinde, kan pompalamaya yarayan ve mânâsını kaybetmiş bir âlet durumuna düşmüş kalblerde “Allah için buğz” diye bir ölçüye yer olmadığını da söyleyebiliriz...
Her zaman sadece nefsini kurtarmayı ve rizikodan kaçınmayı benimsemiş bir ahlâk, yâni ahlâksızlık sahibinde, ne aşk vardır, ne imân öfkesi ve tezahürü, ne de merhamet!..
**Ne yapmalı?.. Benim teklifim, Günaydın gazetesinin Anadolu’ya dağıtım yapan kamyonlarından birini, ihtar olsun diye yakmak...