"Büyük İrşad Kutbu"... Yapanı yaptırandan gelici bir tecrit bünyesinin üslûbunu temsil ediyorum!.. Yapanı yaptırandan gelici bir tecrit bünyesinin dışa vurum üslûbunda, ilhâm ve vâridât kadar, nazara muhatap verim kadrosu da, mesh olmuş ve aslına ircâ edilmiş veya doğrudan doğruya asıl iken pay alınmış mânâsına kalıp hâlinde ayniyle sabittir!.. Bâtın yolu kahramanlarına mahsus kemål sırrının tasarruf üslûbu, kemâl zâtıma atfedilemeyeceğine göre, azat kabul etmez bir zaptolunmuşluk hakikatiyle bağlandığım ve bölünmez bir bütünlüğün faal eli hâlinde göründüğüm "Büyük İrşad Kutbu" makamına köleliğimin ifâdesidir... Faal elin kendine mahsus iradesinden sâdır olabilecek sarsaklık, elbette münfail sıfattaki merkezî iradeye atfedilemez!..
Sayfa 364 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Vâridât: Mehdi, İbda Yay.
Mücerret Fikir
...insan şu kâinat ağacının en son ve en cem'iyetli meyvesi ve hakikat-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm cihetiyle çekirdek-i aslîsi ve kâinat Kur'anının âyet-i kübrası ve ism-i a'zamı taşıyan âyetü'l-kürsîsi ve kâinat sarayının en mükerrem misafiri ve o saraydaki sair sekenelerde tasarrufa me'zun en faal memuru ve kâinat şehrinin zemin mahallesinin bahçesinde ve tarlasında, vâridat ve sarfiyatına ve zer' ve ekilmesine nezarete memur ve yüzer fenler ve binler san'atlarla techiz edilmiş en gürültülü ve mes'uliyetli nâzırı ve kâinat ülkesinin arz memleketinde, Padişah-ı Ezel ve Ebed'in gayet dikkat altında bir müfettişi, bir nevi halife-i arzı ve cüz'î ve küllî harekâtı kaydedilen bir mutasarrıfı ve sema ve arz ve cibalin kaldırmasından çekindikleri emanet-i kübrayı omuzuna alan ve önüne iki acib yol açılan, bir yolda zîhayatın en bedbahtı ve diğerinde en bahtiyarı, çok geniş bir ubudiyetle mükellef bir abd-i küllî ve kâinat sultanının ism-i a'zamına mazhar ve bütün esmasına en câmi' bir âyinesi ve hitabat-ı Sübhaniyesine ve konuşmalarına en anlayışlı bir muhatab-ı hâssı ve kâinatın zîhayatları içinde en ziyade ihtiyaçlısı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Cennet bahçesinde gezmek isteyen kimse Tanrıyı çok ansın."
Sayfa 333 - Der Yayınları, 1980 Basım·Kitabı okudu
VÂRİDAT: CEMEL VAK'ASI...
Hazret-i Osman devrinde gevşek tutuma en acı itirazlarda bulunanların başında Hazret-i Aişe vardı. O kadar ki, bir gün, Kâinatın Efendisi’ne âit gömleği ve saç kıllarını gösterip, şöyle haykırmıştı: “Onun bıraktığı gömlek ve saç kılları eskimedi; lâkin Şeriatı eskidi!” Hazret-i Aişe hac için gittiği Mekke’den Medine’ye dönerken, Osman’ın öldürüldüğünü ve yerine Hazret-i Ali’nin seçildiğini haber alınca müthiş bir teessüre uğramış ve hemen Mekke’ye dönüp, bu defa, Peygamber yakını sıfatıyla Osman’ın kanını güden ilk şahsiyet olmuştur. Hazret-i Osman tarafından tâyin edilmiş olan Mekke Emiri de, Hazret-i Aişe’ye katılmıştı. Medine’den Mekke’ye kaçan öbür Emevîler de Hazret-i Aişe’nin etrafında... Nihayet kısa zamanda Mekke, başka taraflardan da gelen yardımlar ve katılışlarla Hazret-i Ali aleyhinde “Osman’ın Kanı” vesilesiyle, gittikçe kabaran bir ihtilâl kaynağı... Talha ve Zübeyr ki, Hazret-i Osman’ı sağlığında en sert tenkitlere hedef tutan iki büyük sahabi, şimdi onlar da, “Osman’ın kanı” dâvasının mihrakı etrafında Hazret-i Ali’ye aykırı... Hazret-i Talha şöyle konuşuyordu: “Osman’ın kanını gütmek dâvasında gerekirse kendi kanımı da feda edebilirim!” Talha ve Zübeyr’in de Mekke’de Hazret-i Aişe’ye katılışı ve hareketi düzenleme yoluna girişi, birdenbire Hazret-i Ali’ye karşı en tehlikeli davranış mahiyetini alıyor ve merkezini Mekke’de kuruyordu... Hazret-i Aişe’nin ilk sözü şu oldu: “Hemen Medine üzerine yürüyelim!” Fakat bu teklifi uygun görmediler: “Medine Ali’ye biat etmiştir ve bağlıdır; oradan bir mukavemet geleceğine şüphe yoktur. Bizimse Medinelilerle vuruşabilecek kuvvetimiz mevcut değil... Şam taraflarına göçsek ve oradan merkeze doğru harekete geçsek daha uygun olur!” Bu fikre de itiraz ettiler: **“Şam tarafına Muaviye
Vâridât: Cemel Vakâsı, ″DERYA KARACA AHMED″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Cemel ve Sıffin Savaşları
VÂRİDAT: RABITA...
Da’vet: Çağırma. Ziyafet. Duâ. Bir fikri kabul ettirmek için deliller söyleme... Da’vat: Duâlar, niyâzlar, çağırışlar... Davât: Devenin başında olan verem... Davita: Havuzun dibinde olan balçık. Çöküklük. Suyu çok olduğundan elde durmayan sıvı hamur... Davta: Fakir. Gövdeli, cesim.
Vâridât: Rabıta, ″ÜSTADIMLA DÖRT YOLDA″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Lûgatçe
"Birtakım insanlar, birtakım insanlara taparlar, kimi altın ve gümüş paralara, kimi yenilecek - içilecek nesnelere, yüceliklere, övünç veren varlıklara tapar da Tanrıya taptığını sanır."
Sayfa 295 - Der Yayınları, 1980 Basım·Kitabı okudu