Sevdiğim bir şüphecinin en sevdiğim kitabı İnanan Beyin. Bu yüzden kendi kitabını anlattığı bir konuşmasına altyazı yapmaktan kendimi alamadım. Buradan izleyebilirsiniz:
youtu.be/8LEvBBcOB5E
Pandemi zamanlarında da gördüğümüz gibi şimdi de depremle ilgili bir sürü komplo teorisinin, abuk sabuk iddiaların sosyal medyayı tıka basa doldurmuş olduğunu düşünürsek bu kitabın ve nispeten bu videonun az da olsa bir yararı olacağı kanaatindeyim. Bu konuşmada da kısaca özetlendiği gibi, stresli, güvensiz ve belirsiz hissedilen durumlarda insanlar her yerde bir örüntü görmeve, her çalı hışırtısının arkasında bir yırtıcı olduğuna inanmaya daha yatkın hale geliyor. Bir nevi paranoyaklaşıyoruz. Paranoyamız, bilim bilgisizliğimizle, korelasyon ve mantık kurallarından habersiz oluşumuzla ve doğuştan gelen evrimsel zihin kusurlarımızla birleşiğinde ortaya tonla komplo teorisi, tonla mistik saçmalık çıkıyor. Kayıplarımızın acısı yetmezmiş gibi bir de kendilerini bu tuhaf komplo teorilerine kaptırmış sayısız insanın paranoyası ile cebelleşiyoruz.
Eleştirel düşünmeyi iyi öğrenmek demek aynı zamanda insan zihninin düşünürken ne kadar kusurlu, ne kadar yanlı ve sınırlı olduğunun farkında olunmasını gerektiriyor. Eğer doğru düzgün bir bilimsel düşünme yöntemi öğrenmediyseniz felsefeci veya sosyal bilimci olsanız bile beynin "İnançlar önce oluşur, ardından nedensel açıklamalar gelir" şeklinde özetlenebilecek özelliğinden muaf olmanız mümkün değildir.
Shermer'in davranışçılık ekolünden gelen, zihin ve qualia olarak da adlandırabileceğimiz fenomenolojik hislerin varlığını yadsıyan düşüncelerine katılmıyor olsam da komplo teorisi psikolojisini anlamak ve bu konuda bilgilenmek için ideal bir kitap İnanan Beyin... İyi okumalar ve iyi seyirler diliyorum.
Sevdiğim bir şüphecinin en sevdiğim kitabı İnanan Beyin'den önce yazdığı bir kitap "İnsanlar neden Saçma şeylere inanır?" Bu yüzden bu ve diğer kitaplarını anlattığı bir konuşmasına altyazı yapmaktan kendimi alamadım. Buradan izleyebilirsiniz:
youtu.be/8LEvBBcOB5E
Pandemi zamanlarında da gördüğümüz gibi şimdi de depremle ilgili bir sürü komplo teorisinin, abuk sabuk iddiaların sosyal medyayı tıka basa doldurmuş olduğunu düşünürsek bu kitabın ve nispeten bu videonun az da olsa bir yararı olacağı kanaatindeyim. Bu konuşmada da kısaca özetlendiği gibi, stresli, güvensiz ve belirsiz hissedilen durumlarda insanlar her yerde bir örüntü görmeve, her çalı hışırtısının arkasında bir yırtıcı olduğuna inanmaya daha yatkın hale geliyor. Bir nevi paranoyaklaşıyoruz. Paranoyamız, bilim bilgisizliğimizle, korelasyon ve mantık kurallarından habersiz oluşumuzla ve doğuştan gelen evrimsel zihin kusurlarımızla birleşiğinde ortaya tonla komplo teorisi, tonla mistik saçmalık çıkıyor. Kayıplarımızın acısı yetmezmiş gibi bir de kendilerini bu tuhaf komplo teorilerine kaptırmış sayısız insanın paranoyası ile cebelleşiyoruz.
Eleştirel düşünmeyi iyi öğrenmek demek aynı zamanda insan zihninin düşünürken ne kadar kusurlu, ne kadar yanlı ve sınırlı olduğunun farkında olunmasını gerektiriyor. Eğer doğru düzgün bir bilimsel düşünme yöntemi öğrenmediyseniz felsefeci veya sosyal bilimci olsanız bile beynin "İnançlar önce oluşur, ardından nedensel açıklamalar gelir" şeklinde özetlenebilecek özelliğinden muaf olmanız mümkün değildir.
Shermer'in davranışçılık ekolünden gelen, zihin ve qualia olarak da adlandırabileceğimiz fenomenolojik hislerin varlığını yadsıyan düşüncelerine katılmıyor olsam da komplo teorisi psikolojisini anlamak ve bu konuda bilgilenmek için ideal bir kitap... İyi
Hepimiz öyle ya da böyle şöyle cümlelerle karşılaşmışızdır. Bir toplu iğnenin bile tasarlayıcısı varken evrenin bir yapıcısı nasıl olmaz? Bir binayı inşa eden olduğu gibi canlı varlıkların da bir tasarlayanı vardır , gibi.
Bunlara tasarım argümanları denir kısaca ve William Paley'in saat benzetmesi ile ünlenmiştir felsefede. Ama David Hume bu argümanın mantıksızlığını, veya yetersizliğini bu kitaba eklenmiş olan "Doğal Din Üstüne Söyleşiler" adlı kısmında göstermiş ve felsefe tarihine gömmüştür. Bu argümanın hala hortlayıp hortlayıp karşımıza konmasının sebebi argümanın mantıklı olmaktan çok içgüdüsel olarak doğruymuş gibi gelmesidir denilebilir. Ama canlı varlıklardaki karmaşık tasarım görüntüsünün nasıl açıklanması gerektiğine dair bir kuram ortaya atamamıştır Hume, sadece var olan sözde kuramı yerinden etmiştir ama yerine bir şey koyamamıştır. Hume'un açtığı bu boşluğu dolduran kişi Darwin olmuştur.
Bu kitap teleolojik argümanlar meselesine yeni yeni adım atmış herkesin okuması gereken bir klasiktir.
Bu tartışmaların tiyatral bir şekilde işlendiği, Hume ve Darwin'in karşı karşıya gelip Paley'in dedikodusunu yaptıkları eğlenceli ve entelektüel bir video izlemek isterseniz eğer tıklayın:
HUME & DARWİN, Mükemmel bir Akıllı Tasarım Macerası
youtu.be/UpJkyBm1_7o
(Bu videoda Doğal Din Üstüne Söyleşilerdeki Cleanthes ve Philo'nun konuşmalarını da bulacaksınız.)
Kitabın ilk kısmı Hume'un dini absürde indirgercesine saçma bir şekilde savunuyor gibi gözükmesi sizi yanıltmasın. Hepsi birer ironi. Savunurken kendi kendisinin saçma olduğunu bariz bir şekilde gösteren argümanlardan oluşuyor.
İyi okumalar.
Dayanamadım ve Dennett'in bu kitap ve başka kitaplarıyla ilgili olan bir konferansına altyazı çevirdim. Buradan izleyebilirsiniz: youtu.be/QhxK2fpY8Gs
Tek kelimeyle muhteşem bir kitap. Okuyalı çok uzun zaman oldu ama etkisi hala üzerimde. Bana kalırsa evrimle ilgili okunabilecek en dolu ve en çok kavrayış kazanabileceğiniz kitaplardan biri.
Felsefenin, kendine felsefeci diyen herkesin artık o ya da bu şekilde, bilimde neler olduğunu takip etmesi gerektiğini, bilimden bihaber kalma gibi bir lükslerinin olmadığını çok net bir şekilde gösteren bir kitap. Bilim artık yeni felsefedir cümlesinin abartılardan arınmış anlamı aslında budur bana kalırsa. Bilimden bağımsız salt mantıksal tartışmaların, soyut mantıksal kuramların döndüğü bir felsefe 1000 yıl öncesinde var olmuş ve artık bir karşılığı olmayan bir felsefe yapma türüdür. Nasıl ki Darwin, evrenin birbirinden bağımsız gibi görünen iki parçasını birleştirmemizi sağlayan bir perspektif sağladıysa, Dennett de bilim ve felsefeyi, birinin nerde başlayıp diğerinin nerde bittiğini bilemeyeceğimiz derece tek potada eritmenin ne demek olduğunu bize göstermiştir. Darwin'nin tehlikeli fikri de bu başarının simgesi olan bir kitaptır bana kalırsa. İyi okumalar ve iyi seyirler efenim.
Gad Saad'in Toksik Zihin adlı bu kitabıyla ilgili bir konuşmasını Türkçe altyazılı olarak izlemek için linke tıklayın: youtu.be/7lo_wcj7FpM Ve çeviri ile ilgili eleştirilerinizi lütfen belirtin.
Videoda, evrimsel psikolog dr Gad Saad evrimsel psikolojiye karşı dile getirilen bir dizi eleştiriyi kendi eğlenceli üslubu ile cevaplıyor ve bu eleştirilerin bilimden ziyade ideoloji temelli eleştiriler olduğunu söylüyor. Evrimsel psikolojiyi reddedenlerin evrimsel biyoloji hakkında bile hiçbir şey bilmediğini iddia ediyor. Ve Dawkins ile ünlenmiş olan mem fikrini andırır bir şekilde, Gad Saad bu ideolojik dogmaların, politik doğruculuğun, batıl inançların ve diğer hatalı düşünüş kaynaklarının birer zihin virüsü olduğunu ve bulaşan kişiyi bilime karşı körleştirdiğini savunuyor. Bu bilimsel körlüklere örnek olarak evrimsel psikolojiye yapılan ideolojik karşı çıkışları göstermenin yanı sıra İslam dininin de ideolojik bir kalkanla eleştiri geçirmez bir şekilde korunduğunu söylüyor ve dünya çapında gerçekleşen terör saldırılarının İslam dini ile alakasının olmadığını iddia eden ve politik doğruculuk tarafından elleri ve gözleri bağlanmış olan politikacılarla dalga geçiyor. Ve son olarak ne kadar rahatsız edici olursa olsun insanların konuşmasına izin verilmesi gerektiğini hatırlatarak üniversitelerde yapılmak istenen konuşmaları sabote eden çeşitli "sosyal adalet savaşçısı" gruplara karşı bizi uyarıyor.
Gad Saad'i kendisinin Saad Truth adlı youtube kanalından keşfettim. Kanalına konuk ettiği çok çeşitli alanlardan gelen yazarlar, akademisyenler, ve bilim insanlarıyla yaptığı sohbetler gerçekten çok eğlenceli ve ufuk açıcı. Politik anlamda en tehlikeli konulara hiç çekinmeden tam ortadan giren ve insana "oh be sonunda birisi konuştu" dedirten birisi. Ama çoğu sosyal