Öyküler dilden dile heyecanla dolaşır. Böylece yaratılan yeni gerçeklik, kendi düş ve sanrılarını anlamaya çalışan diğerleri için esin oluşturur ve sonunda halk sanatına, mitolojiye, söylencelere konu olur. Geçici lob sanrılarının içeriği ve uzaylılarca kaçırılma öyküleri arasındaki ilinti, bu tür bir hipotezi destekliyor.
Belki de herkes tanrıların dünyaya indiğini bildiğinde, sanrılarımızın kahramanı tanrılar oluyor; hepimiz iblislerle ilgilendiğimizde dişi ve erkek ifritler; periler popülerleştiğinde periler; ruhlar gündeme girdiğinde ruhlar; eski mitler etkilerini yitirip dünyadışı yaşamdan söz edilmeye başladığında da uzaylılar görür oluyoruz.
Bir şarkı ya da yabancı dile ait bölük pörçük parçalar, görüntüler, tanık olduğumuz olaylar, çocukluğumuzda duyduğumuz kimi öyküler, onlarca yıl sonra, aklımıza nasıl yerleşmiş olduklarnı fark etmesek de en ince ayrıntılarıyla anımsanabilir. MobyDick'teMelville, "Yüksek ateşli hastalıklar sırasında, kör cahil adamların eski dillerde konuştuklari olmuştur" diyor ve sürdürüyor: "Biraz araştırınca, tümüyle unuttukları çocukluklarında, gerçekten bu dillerin konuşulduğunu işitmiş oldukları çıkar ortaya." Günlük yaşamlarımızda, hiç çaba göstermeksizin ve bilincinde olmaksızın kültürel değerlerin oluşumunda rol oynar ve bu değerleri benimseriz.
Motifleri içselleştirmenin benzer bir örneği de şizofrenik "emir sanrıları"dır. Bu tür hastalar, mitolojik ya da buyurgan bir varlığın kendilerine ne yapmaları gerektiği yolunda emirler verdiğine inanırlar. Tanrı, Isa, Şeytan, iblisler, melekler ya da —son zamanlarda ortaya çıkan— uzaylıların isteğiyle, siyasi bir lideri, halk kahramanını öldürmeleri, ingiliz işgalcileri yok etmeleri ya da kendilerini incitmeleri gerektiğine karar verirler. Şizofrenik hasta, yalnızca kendisinin