“Keşke” Özlem ya da pişmanlık ifadesi Bir Köy Enstitüleri Romanı
10/10
·500 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:54
1940 - 1980 arası yıllar! Bu yılların karanlığına rağmen aydınlık yarınlar için çabalayan “Köy Enstitüleri” Ve bu enstitülerin ışık saçan iki öğrencisi Fikret ve Sabia (nam-ı diğer Nedret Öğretmen) Bir taraftan onların yarım kalmış aşklarına tanıklık ederken bir taraftan da o dönemleri okumakla kalmayıp perde arkalarına kadar görüyorsunuz. “Sema Soykan” bizlere sadece aşk hikâyesi ve köy enstitülerini anlatmıyor. Görünenin ardındaki görünmeyeni anlatıyor. Belki de hepimizin kanayan yarasına, vicdanına, aklına, susmak zorunda kaldıklarımıza sesleniyor. Bizlere eğitimin önemini, güçlü kalabilmenin ilkesini aşılıyor. “Köy Enstitüleri” tarihsel bilgilerimizin çok dışında, eğitim - öğretimin çok ötesinde bir kurum. Burada sadece okumayı öğrenmiyorsunuz, buradan sadece öğretmen olarak da çıkmıyorsunuz. Biliyorum derken meğer ne çok şeyi bilmiyormuşum. “Keşke” ye başladığımda okula gidebilmek için ağlayan küçücük bir kız çocuğuydum. Bitirdiğimde ise vatanı, milleti, ilkeleri uğruna her şeyi yapabilecek güçlü bir cumhuriyet kadını Sema Soykan’a ise ayrı bir parantez açmadan cümlelerimi bitirmek istemiyorum. Edebi yönünün zenginliğini, kaleminin gücünü bir yana bırakıyorum. Vatan aşkına, cumhuriyet sevdasına, güçlü kimliğine değinmek istiyorum. Ve “ @semasoykan ” gibi yazarların, insanların çoğalmasını diliyorum.
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,021 okunma
Puan vermedi·584 syf.··
2026 364. kitabı
Nihal Atsız'ın Türk destan kültürünü ve Göktürk dönemini muazzam bir epik dille canlandırdığı Bozkurtlar, esaret altındaki bir milletin istiklal uğruna verdiği destansı mücadeleyi Kür Şad ve kırk çerisinin tarihi ihtilali üzerinden anlatıyor. Yazarın güçlü, karakteristik ve adeta o dönemin ruhunu üfleyen üslubu; dostluğu, sadakati, savaşçı ruhu ve vatan sevgisini en uç noktalarda hissettirerek okuyucuyu Türk tarihinin en gururlu sayfalarında sürükleyici bir yolculuğa çıkarıyor.
BozkurtlarHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 202017,9bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Vatan Aşk'ı ile Gönül sevdasının hikayesi...
10/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 95. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 19:39
Vatan Yahut Silistre, Sevdiği adamın peşinden savaşa giden Zekiye ile vatanı için savaşan İslam Bey'in hikâyesi üzerinden vatan sevgisini ve kahramanlığı anlatan bir tiyatro eseridir... İslam Bey, vatanını korumak için Silistre cephesine savaşa gitmeye karar verir. Ona âşık olan Zekiye ise sevdiğinden ayrılmak istemez ve erkek kılığına girerek gizlice onun peşinden cepheye gider... Silistre Kalesi düşman kuvvetleri tarafından kuşatılır. Kale savunmasında bulunan askerler büyük bir cesaretle savaşırlar. İslam Bey de kahramanca mücadele eder. Zekiye'nin erkek kılığında cephede bulunduğu daha sonra anlaşılır... Savaş sırasında askerler vatan uğruna canlarını vermeye hazır olduklarını gösterirler. Sonunda savunma başarıya ulaşır ve düşman geri püskürtülür. İslam Bey'in kahramanlığı takdir edilir; Zekiye ile olan aşkı da mutlu bir şekilde sonuçlanır...
Alıntı
Vatan Yahut SilistreNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202427,6bin okunma
Önce Vatan Sonra Yaşamak
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 00:30
Bu eser, Türk tarihini, kimliğini ve mitolojik köklerini, vatan, millet, töre, şehitlik ve ahlaki çöküş temaları etrafında şekillenen yoğun bir anlatı sunmaktadır.Türk milletinin Ötükenden Anadoluya uzanan tarihsel yolculuğu, savaşlar, kahramanlıklar ve bağımsızlık mücadelesi güçlü bir destansı üslupla işlenmiş.Önce vatan anlayışı sürekli vurgulanırken, bireysel yaşamın millet uğruna ikinci plana atılabileceği düşüncesi ön plana çıkıyor.Eserde yalnızca kahramanlık değil, aynı zamanda savaşın yıkıcı yüzü de yer yer sorgulanıyor.Ölü Çocuk, Şehide Mektup ve benzeri bölümlerde masumiyet, kayıp ve acı derin bir duygusallıkla ele alınmış.Böylece metinler tek yönlü bir yüceltme yerine, hem fedakarlığın hem de bedelinin altını çizen çok katmanlı bir yapı kazanıyor. Mitolojik kısım olan Kalgançı Çağı ise insanlığın ahlaki çöküşünü sembolik bir dille anlatıyor. Düzenin bozulmasıyla birlikte kötülüğün güç kazanması, değerlerin ters yüz olması ve kaosun yayılması işleniyor.Ancak sonunda Tanrı Ülgenin müdahalesiyle düzen yeniden kuruluyor.Ahlaki yozlaşmanın kaçınılmaz olarak yıkıma yol açacağını ve sonunda ilahi adaletin tecelli edeceği vurgulanmış. Türklük bilinci, vatan sevgisi, kahramanlık, şehitlik ve ahlaki uyanış temalarını şiirsel, yer yer sert ve eleştirel bir dille birleştiriyor.Hem tarihsel hem de mitolojik bir anlatım yapılmış. Vatan, tarih ve kimlik temalarını derinlemesine işleyen bu eser, özellikle destansı anlatımları ve mitolojik göndermeleri seven okuyucular için oldukça etkileyici. Duygusal yoğunluğu ve fikir derinliğiyle dikkat çeken bu çalışmayı çok beğendim, herkese tavsiye ederim.
1000Kitap
Önce Vatan Sonra YaşamakBurhan Çay · Gece Kitaplığı · 20253 okunma
Gökçen
7/10
·528 syf.··
2026 1. kitabı
Loresima’nın dört kitaplık devasa "Gökçen" evrenini bitirdiğimde hissettiğim şey tam bir duygu karmaşasıydı diyebilirim. Bir yanda kahkahalarla güldüğüm, gözyaşlarımı tutamadığım sahneler varken; diğer yanda "Yeter artık, aynı konuyu kaçıncı kez okuyoruz!" diyerek kitabı duvara fırlatma isteğim birbirine karıştı. Hikaye, çocuklukları aynı askeri lojmanda geçen, sürekli didişen maviş doktorumuz Gökçen ve Barut Timi'nin sert komutanı Murathan Karakurt etrafında şekilleniyor. Yıllar sonra Gökçen'in tayiniyle yolları tekrar kesişince o tatlı atışmaları, Murathan’ın Gökçen'i aslında yıllardır unutamadığını fark etmesi ve ikilinin bir araya gelme çabası ilk başta gerçekten çok keyifliydi. Özellikle operasyonlar, Barut Timi'nin ölümle burun buruna gelmesi ve hastane koridorlarındaki gerilim hissi insanı inanılmaz içine çekiyor. Zaten serinin açık ara en iyi yanı ana karakterlerin aşkından ziyade Barut Timi'nin ta kendisiydi! O askerlerin birbirine bağlılığı, vatan uğruna fedakarlıkları o kadar iyi yazılmış ki onlarla gülüp ağlamamak elde değil. Hatta yan karakterlerden Aybüke ve Süleyman'ın derinliği ve aşkı, yer yer ana karakterleri bile gölgede bıraktı. Ancak olaylar ilerledikçe, özellikle üçüncü ve dördüncü kitapta o saf heyecan yerini maalesef sakız gibi uzatılmış bir dramaya bıraktı. Hikaye taş çatlasa iki kitapta efsanevi bir şekilde bitebilecekken dört kitaba yayılınca aynı ayrılıp barışmalar ve tekrarlanan tripler okuma hevesimi fena halde baltaladı. Bununla da kalmadı, başlarda Murathan’ın o tatlı korumacı tavrı sonradan "Onu giyme, oraya gitme" tarzı toksik ve maço bir diktatörlüğe dönüştü. Gökçen gibi güçlü, ayakları yere basan bir doktorun bu egoist tavırlara boyun eğmesi ve ilişkinin vıcık vıcık bir hale gelmesi beni epey yordu. Üstelik yazarın o amatör Wattpad
GökçenLoresima · Ephesus Yayınları · 20237,7bin okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 8. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 13:21
​Namık Kemal'in Magosa sürgününde yazdığı Âkif Bey, açıkçası tiyatro tekniği açısından güçlü değil ama mesele karakter kurgulamak olduğunda yazarın ne kadar cesur davrandığını net bir şekilde görebiliyorsunuz. ​Hikâye ana hatlarıyla şöyle: Vatan uğruna Sinop deniz savaşına giden Âkif Bey, onun öldüğü dedikodusu yayılınca hiç vakit kaybetmeden yeni bir evliliğe hazırlanan ihtiraslı eşi Dilrûba ve tam düğün günü çıkagelen kocanın yarattığı kaçınılmaz facia. Konu Balzac’ın "Colonel Chabert" romanını epey andırsa da oyunu asıl çekici kılan şey tamamen Dilrûba karakterinin özgünlüğü. ​Ahmet Hamdi Tanpınar bu oyunu değerlendirirken çok yerinde bir tespitle Dilrûba'yı "erkek yiyici" olarak tanımlar. Gerçekten de oyun, bir süre sonra Kemal'in fikirlerini anlattığı didaktik metin olmaktan çıkıp zıt ihtirasların amansız kavgasına dönüşüyor. Bütün şehir Dilrûba'nın ne olduğunu bilirken Âkif Bey'in gözünün vatan aşkından kör olması da trajediyi derinleştiriyor. ​Benim okurken asıl ilgimi çeken kısım ise karakterin ismiyle yazgısı arasındaki o uyum oldu. "Gönül çalan, yürek yakan" anlamına gelen Dilrûba, isminin taşıdığı bütün o yıkıcı enerjiyi etrafındakilere yansıtıyor. Kemal'in romanlarında karşımıza çıkan o tehlikeli ve ihtiraslı kadın prototipinin ilk ayak sesleri aslında bu oyunda gizli. Dilrûba'yı okurken ister istemez İntibah’taki Mahpeyker’i ya da Cezmi’deki Şehriyâr’ı hatırlıyorsunuz. ​Kurgusal zaaflarına takılmadan Tanzimat edebiyatındaki "yıkıcı kadın" figürünün gelişimini ve insan psikolojisini görmek için bence kesinlikle okunmayı hak ediyor.
Akif BeyNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,180 okunma