Yorgunum...
Uykum var sürekli.
Ve kendime ne de başkasına tahammülüm yok artık. "Korktuğum insana dönüştüm" cümlesi hep garip gelmiştir, hep yadırgamışımdır şu yaşıma kadar. Anlıyorum ki üstünüzden geçenleri durdurmak için korktuğunuz kişiye, belki de daha korkutucusuna; bir canavara dönüşmeniz gerekebiliyor... Ki sessiz, sakin, soğukkanlı karakterinizin de duyguları olduğunu görsünler. Sadece üzülenlerin ve öfke nöbetleri geçirenlerin, bu durumun kendilerine özel olduğunu sanmalarını istemiyorum; arada sınır farkı, sabır farkı olduğunu unutmuş olanlara bunu hatırlatmak gerekiyormuş.
Yaşadığınız taşmadan sonra kendinizden bir süre nefret etmeye başlarsınız. Yirmi saatlik ağlamanızın on bir saati, bu kadar korkunç bir hal almanızdan; belki de kendinizden korkmaya başlamanızdan kaynaklıdır. Kriz anını en ince ayrıntısına kadar hatırlıyorsunuzdur çünkü bilinçli bir "zıvanadan çıkmayı" seçmişsinizdir.
Yapmamalıydım... Bir karabiber meselesine vatanıma laf edilmiş gibi tepki vermemeliydim.
Haksızdım; emeklerine yazık etmemeliydim.
Ama...
Ama yorgundum.
Ama kimse saygı göstermiyordu, kimse "İyi misin?" demiyordu.
Her zaman enerjik olmamı istiyorlardı.
Hal hatır soran hep ben olmalıydım.
Sırtını bana yaslayan insanlarla doluydu her yanım. Peki ben nereye yaslanayım?
Kendimce haklıydım ama haksızlığım bağırıyordu yüzüme. Haklı olduğumu kabul etmek istemiyordum çünkü her şeyi kabul eden, sorun çıkarmayan, alınmayan birisiydim.
Bana yakışmayanı yaptım.
Yakışmayan...
Komşular ne derdi şimdi?
Peki ya çocuklar?
Bu delirmişçesine üstünü başını yırtan, saçlarını yolan, eline geleni fırlatan bir öğretmen miydi?
"Hayır hayır, başkası olmalı; o değildir canım," diyecekler. Ama onu görmüşler.
Onun sesiymiş "Ben duvar değilim!" diye haykıran.
"E nazar olmuştur canım, yoksa o böyle birisi