Tanrı biliyor ya, çoğunlukla bir daha uyanmama arzusu, hatta ümidiyle yatağa giriyorum: Ve sabahleyin gözümü açıp yine güneşi görünce neşem kaçıyor. Ah keşke huysuz biri olabilsem, suçu havaya, üçüncü bir şahsa, başarısız bir girişime yükleyebilsem, o zaman keyifsizliğimin katlanılmaz sıkıntısı yarı yarıya azalırdı. Vay halime, tüm suçun yalnızca kendimde olduğunu biliyorum - aslında suç demek doğru değil! Kısaca, nasıl ki eskiden tüm mutlulukların kaynağı bendeyse, şimdi de tüm üzüntülerin kaynağı içimde saklı. Eskiden tüm dünyayı sevgiyle kucaklayacak yüreğe sahip, her adımda cenneti ayağının dibinde gören, zengin duygularla dolaşıp duran ben, artık aynı kişi değil miyim? Bu yürek şimdi ölmüş durumda, artık ondan dışarıya yansıyan hiçbir coşku yok, gözyaşlarım kurudu, artık beni canlandıran gözyaşlarımın ferahlatamadığı düşüncelerim kaşlarımın endişeyle çatılmasına neden oluyor. Çok acı çekiyorum, yaşamımın tek neşesini, içinde bulunduğum ortamda dünyalar kuran canlı gücü kaybettim; o yok artık!
Emin ol, bu arada çok şey öğreniyorum, masalın çocuklar üzerinde bıraktığı etkiye şaşırıyorum. Yeri geldiğinde kendi uydurduğum, ama aynı masalı ikinci kez anlatırken unuttuğum bir ayrıntı için hemen, daha önce bunu farklı anlatmıştın diyorlar, böyle olunca değişikliğe uğratmadan anlatmak için masalı kelimesi kelimesine ezberlemeye uğraşıyorum. Bir yazarın değiştirilmiş ikinci baskısıyla, edebî açıdan daha iyi olsa bile istemeden kitabına zarar verdiğini bu sayede öğrenmiş oldum. İlk anlatılana hazırızdır, insan aşırı serüven kokan bir şeye bile ikna edilebilir durumdadır; bu çok çabuk öyle kalıcı olur ki, bunu silip yok etmek isteyenin vay haline!
Vav, anne karnından yeni düşmüş bir bebek
Vav, hüzne râm olmak
Vav, Allah'a boyun eğmek
Vav, sükût
Vav, insanın içi
Vav, şikayetim yok
Vav, göğsümü genişlettim, vereceğin her kedere, hüzne Eyvallah,
Vav, madde'den mana'ya varmak
Vav, "vay halime" şikâyetinden "vav haline" bürünmek demek.