Hiç düşündünüz mü, insan daha önce hiç yaşamadığı bir an'ı, zamanı özleyebilir mi? Evet biliyorum; özlemek için o anların yaşanmış olması gerektiğini düşünüyorsunuz. Peki ya size, yaşanmamış şeylerin de özlenebileceğini (en azından benim özlediğimi) söylesem? Kulağınıza biraz garip geliyor, 'bu ne saçmalıyor' diye düşünüyor da olabilirsiniz ama birazdan bana hak vereceğinizi umuyorum.
Geçmişi özlemek, yaşanmış bir hatıraya sığınmaktır. O sığınmaya çalıştığımız hatıralar korkunç, kötü ve acımasızsa, yine de özler miydik o hatıraları? Evet, acı verse de özlüyoruz bazen.
Peki ya geleceği özlemek? Geleceği özlemek; henüz gerçekleşmemiş ihtimallere duyulan hasret, o hayallerin gerçekleşme ihtimaline duyulan saygıdır. Ben geleceğimi, geçmişimden daha çok özlüyorum ve bunun birkaç sebebi var. Geçmişin pişmanlıklarıyla ağlamaktansa; geleceği inşa etmek için harcıyorum enerjimi.
Geleceği özleyebilmenin temel şartı, onu tüm ayrıntılarıyla, güzellikleriyle, zorluklarıyla hayal edebilmektir. İnsan hayal kurarken zorluğu da hayal etmeli, çünkü 'toz pembe' hayaller kurmak, insanın karşılaştığı ilk zorlukta pes etmesine neden olur. Ama o zorlukları, sorunları, sıkıntıları da hayalimize dahil ettiğimizde, karşılaşabileceğimiz olumsuzluklara karşı daha dirençli, daha sabırlı bir birey olabilmemiz mümkün.
Geleceği özlüyorum çünkü hayallerim, hedeflerim çok net. Ama bu hedeflerim özel, kişisel olduğu için bunları anlatmayacağım tabi ki. Hatta sizler de anlatmayın. Bazı konularda gizem yaratmalı insan, her şeyi herkese anlatmamalı. Bir planımızı, projemizi, fikrimizi birine anlattığımızda, karşımızdaki bizi dinleyen (!) kişi fazla düşünmeden, sizinle empati kurmadan, yanıt verecek, bunun sadece olumsuz taraflarını söylemeye başlayacaktır. Ve biliyor musunuz; insanlar daha siz