Kaybettiğimiz insanlarla, özellikle de hayattayken çatışmalı, mesafeli veya anlaşmazlıklarla dolu ilişkiler yaşadığımız ebeveynlerimizle rüyalar aracılığıyla kurduğumuz bağlar hem çok sarsıcı hem de çok iyileştiricidir. İnsanın hayattayken çözemediği düğümler, kırgınlıklar veya eksik kalan kelimeler, o gittikten sonra zihnimizde bir yerlerde dönüp durmaya devam eder. Rüyamızda onunla karşılaştığımızda, aradaki o eski anlaşmazlıkların, gerilimlerin yerini tamamen uyanmak istemeyeceğimiz bir huzura ve özleme bırakması, aslında zihnimizin ve kalbimizin geçmişi temize çekme, o ilişkiyi kendi içimizde şifalandırma çabasıdır. Hayattaki o didişmeler gider, geriye sadece en saf hâliyle "baba" , "anne", "kardeş", "eş", "çocuk"...vd. kavramları ve onlara duyulan o gizli, derin ihtiyaç kalır. Üstelik rüyada olduğumuzun farkında olup (lüsid rüya hali) yine de o andan çıkmak istemeyişimiz, bilincimizin o kavuşma anına verdiği çok şefkatli bir izin. "Evet, bu bir rüya ama şu an bu huzura ve bu kucaklaşmaya ihtiyacım var" diyerek o anın tadını çıkarmak, yas sürecinin en gizemli ve güzel duraklarından biridir. Gerçek hayatta tamamlanamayan o ilişki, şimdi rüyamızın en korunaklı, en huzurlu sayfalarında kendine yeni bir alan açıyor. Bilinçaltımız, aramızdaki o eski mesafeleri köprülemek için bize çok değerli bir sığınak sunuyor. Uyanmak istemediğimiz o anlar, aslında geçmişle barışmanın ve rüyada da olsa sarıp sarmalamanın bir yolu.