#𝙕𝙐𝙈𝙀𝙍_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 📢 İyi bilin ki, gönülden tam bir samimiyet ve teslimiyetle yapılan kulluğa lâyık olan yalnızca Allah’tır. O’ndan başka kendilerine bir takım mabudlar ve koruyucular edinenler ise: “Biz bunlara, yalnız bizi Allah’a daha fazla yakınlaştırsınlar diye tapıyoruz” derler. Allah, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda aralarında hükmünü verecektir. Doğrusu Allah, yalancılığı ve inkârcılığı âdet edinenleri doğru yola erdirmez. 3 #Tefsir: 📖 📖 Cenâb-ı Hak, sadece kendisine kulluk yapmamızı istediği halde, bir kısım insanlar, Allah’tan başka mabudlar ve putlar edinip onlara taparlar. Bunlara da, sırf kendilerini Allah’a daha fazla yakınlaştırsınlar diye taparlar. Nitekim müşrikler putlara tapıyor ve bunların kendileri için Allah katında şefaatçi olacağını ve kendilerini Allah’a yaklaştıracaklarını söylüyorlardı. (bk. Yûnus 10/18) İşin dikkat çeken tarafı, onlar Allah’ı inkâr etmiyorlar, O’nun varlığını kabul edip üstelik O’na daha fazla yakınlaşmak istiyorlar. Fakat meşrû hedefe ulaşmak üzere meşrû olmayan bir yol tuttukları için Allah’ın affetmediği şirke düşüyorlar. Demek ki, kullukta hem hedef doğru tespit edilmeli, hem de o hedefe ulaştıracak vasıtaların doğru olmasına dikkat gösterilmelidir. Bu kâide, Resûlullah (s.a.s.)’in hayatında örneklendiği gibi aslında tüm İslâmî faaliyetlerin temelini teşkil eder. İslâm, putperestliği yasaklar. Hangi bahane ile olursa olsun putlara tapmaya kesinlikle müsaade etmez. Kendilerine göre bir kısım gerekçelerle puta tapanlar ve bu hususta farklı yollara sapanlar hakkında Allah Teâlâ hükmünü verecek ve onlar hak ettikleri cezayı bulacaklardır. Öncelikle düpedüz bir yalanın ve kâfirliğin taraftarı oldukları için, böyle devam ettikleri takdirde, gerçek bir imandan mahrum kalacaklardır. İmandan mahrum olarak öldüklerinde
Sinir sistemi güncelleme aldı.
Bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, yanında olduğunda bedeninin artık savaşmak zorunda hissetmediği birinin sakin varlığıdır. Uzun süre hayatta kalma modunda yaşadıysan, yakınlık ilk başta güvenli hissettirmeyebilir. Çünkü sinir sistemin, ortada gerçek bir tehdit olmasa bile tehlike aramaya devam eder. İşte bu yüzden sakin, sabırlı ve güven veren bir insan bu kadar dönüştürücü olabilir. Seni kurtardığı için değil… Onun yanında bedenin yavaş yavaş şunu öğrendiği için: Bağ kurmak, her zaman stres demek değildir. Belki de sevginin en derin hâllerinden biri budur: Birinin, senin eski yaraların hâlâ alarm verirken bile sakinliğini koruyabilmesi. Ve bir gün beynin sonunda şunu fark eder: "Artık güvendeyim."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İnsanın bu dünyada bırakacağı en kalıcı miras, ne banka hesabındaki rakamlar ne de sahip olduğu maddi güçtür. Paranın gücü bir yere kadar yeter ve insan ölünce bu dünyada kalır; fakat bir gönle dokunarak, bir işi samimiyetle ve dürüstçe yaparak kazanılan gönül duaları nesiller boyu arkandan gelmeye devam eder. Maddi varlık tükenir, makamlar değişir ama bir insanın arkasından "Allah razı olsun, ne güzel bir insandı, işini hakkıyla yapardı" denmesi, kazanılabilecek en büyük servettir. İtibar ve vefa, parayla satın alınamayacak kadar kıymetlidir.
1000Kitap
İnsan konuşmadan önce söylediği şeyin karşı tarafta nasıl bir etki bırakacağını düşünmelidir. Çünkü bazen niyet kötü olmasa bile seçilen kelimeler ya da ifade biçimi karşımızdaki kişiyi incitebilir. Bu yüzden empati kurup, “Bunu duysam ben nasıl hissederdim?” diye tartmak önemlidir. Böylece gereksiz kırgınlıkların önüne geçilebilir ve ilişkiler daha sağlıklı bir şekilde devam eder.
Duygu ve Düşünce
Buna fânî dünyâ derler durmaz her daim döner
17. yüzyılın büyük divan şairi ve mutasavvıfı Niyâzî-i Mısrî'ye atfedilen, ancak yazarı için Laedrî (yazarı bilinmeyen/anonim) olarak da kimi kaynaklarda belirtilen, şu hikmetli dörtlük dünya telaşesi içinde ihmal edilen bir hakikati çarpıcı olarak hatırlatıyor insana: "Kimseye bâkî değildir, mülk-i dünyâ sîm-ü zer Bir harâb olmuş kalbi, tamîr etmektir hüner Buna fânî dünyâ derler, durmayıp, dâim döner Âdem oğlu bir fenerdir, âkıbet birgün söner!" Dünya, üzerinde nefes tüketen her canlının geçici bir süre konakladığı, nihayetinde arkasında sadece bıraktığı izleri taşıyan muazzam bir devridaim mekanizmasıdır. İnsanoğlu, bu kozmik akışın içinde maddiyatın, unvanların ve "sîm-ü zer" (gümüş ve altın) ile sembolleşen geçici mülklerin peşinde koşarken, çoğunlukla varoluşunun asıl merkezini, yani "kalbi" ihmal eder. Yukarıdaki hikmetli dörtlük, tam da bu gaflet perdesini yırtacak güçte bir hakikati yüzümüze çarpar: "Mülk geçicidir, insan fânidir; baki kalan yegâne değer ise bir gönle dokunabilmektir." Newtonyen bir determinizmle sadece görünen dünyaya, maddeye ve birikime odaklanan zihin, dünyayı kalıcı bir mülk zannetme yanılgısına düşer. Oysa zamanın durmaksızın dönen çarkı, en azametli sarayları bile un ufak ederken, maddiyatın insan ruhundaki boşluğu dolduramadığını defalarca kanıtlamıştır. İşte bu noktada kadim irfan geleneğimiz devreye girer ve bize asıl mimarlığın, taş duvarlar yükseltmek değil, yıkılmış bir gönlü ayağa kaldırmak olduğunu fısıldar: "Bir harâb olmuş kalbi, tamîr etmektir hüner." Bu cümle; Yunus Emre’nin "Gönül Çalab’ın tahtı / Çalab gönüle baktı" mısralarıyla özetlediği, insanı merkeze alan o muazzam ahlaki ve felsefi duruşun bir başka devirdeki aksisedasıdır. Kâinâtın özü insansa, insanın özü de kalbidir. Dolayısıyla haksızlıkla, liyakatsizlikle
Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın Çiçeği: Hz. Fâtıma Radiyallahü Anha
Hazret-i Fâtıma Radiyallahü Anha annemiz; İslam tarihinin en müstesna, en zarif, en asil ve en örnek şahsiyetlerinden biridir. O, Hazret-i Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in en küçük kızı, Ehl-i Beyt'in mukaddes öncüsü ve soyunu kıyamete kadar devam ettiren mübarek bir neslin anasıdır. Ahlakı, sabrı, derin ibadet hayatı, mütevazı aile yaşantısı, ilmi kişiliği ve zühdüyle tüm İslam alemine rehber olmuştur. Manevi mertebesini simgeleyen iki büyük lakabı vardır: Yüzündeki benzersiz nur ve parlaklık sebebiyle "Zehra" (bembeyaz, nur yüzlü, parlak çiçek); dünya zevklerinden tamamen el-etek çekip kendini ibadete ve Allah'a adadığı için de "Betül" unvanlarıyla anılmıştır. Ehl-i Sünnet kaynaklarının ve sahih rivayetlerin ışığında, onun aziz, bereketli ve mucizelerle dolu hayatını şu şekilde hülasa edebiliriz: 1. Çocukluğu, Gençlik Yılları ve "Ümmü Ebîhâ" Mertebesi Hazret-i Fâtıma Radiyallahü Anha, Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e nübüvvet (peygamberlik) vazifesinin verilmesinden kısa bir süre önce, Mekke-i Mükerreme'de dünyaya gözlerini açtı. Annesi, mü'minlerin annesi, sadakat ve fedakârlık timsali Hazret-i Hatice Radiyallahü Anha'dır. Çocukluk yılları, İslam’ın Mekke sokaklarında yayılmaya başladığı ve müşriklerin Müslümanlara en ağır, en acımasız baskıları uyguladığı çileli bir döneme denk geldi. Henüz küçük bir kız çocuğuyken, Kabe'de huşu içinde namaz kılan babasının üzerine müşrikler tarafından haince deve işkembesi atıldığında, feryat ederek ve ağlayarak koşan o olmuştur. O ağır pislikleri babasının sırtından kendi küçük elleriyle temizlemiş, ardından zalim müşriklere karşı dimdik durmuştur. Annesi Hazret-i Hatice Radiyallahü Anha'nın vefatıyla evde büyük bir boşluk doğduğunda, derin hüznüne rağmen adeta küçük yaşta babasının dert ortağı,
Din İslam