Dün, Bugün Ve Yarın
Dün anlam arayışımızın sıcaklığıyla kalbimizin vecd ile yüz sürdüğü o sıradan kitabın satırları; göğsümüze inen bir inşirah, fırtınalı denizlerde sığındığımız bir şefkat limanı ve kanayan yaralarımıza merhem gibi geliyorken... Bugün aklın rasyonalitesinin o soğuk ve donuk merceğinde kaba bir vehim, yavan bir tekrar, tahammülü zor bir karmaşa ve koca bir hüsran gibi duruyor olabilir; Fakat kim bilir, belki yarın ruhumuzun o vakur sükûnu bizi en müstakim yola revan eder. Umalım yarınlarımız, anlamsız bir boşluğun hiçliğinde kaybolan kopuk bir kurgu değil; sancılı varoluşumuzda iz bırakan, hatırlamaya değer ve keyifli bir hikâyeye dönüşür.
Kendi kalemimden
Nûr-u Ahmed'îm Sînemde bir nur-ı evvel gizlidir; Kandîl-î ruhum onun cemâliyle yanar. Ben o levh-i münevveri okumam, Zira aşk-ı Mustafa kelâmdan müstağnîdir. Bir name-i rahmet dokunur derûnuma, Ne ses ister, ne izhar-ı san. Ben o nefesle dirilirim, Alem susar, kalbim 'Habib' der. Bir seyr-i sidre olur içimde, Akıl acze düşer, gönül semâ eder. Ben nûr-u Ahmedî'yi görmem, Lakin görmeyenin kalbi nasıl yanmaz? Hâli ketm olunur mu bu muhabbetin? Vecd perdesi titrer, Yürek bir niyaz taşır: Ne şikayet, ne pazar. Ya Resûl, Ben seni sükûtla severim; Çünkü söz, makamına yetmez. Adın, gönülde bir zikir; Ruhta bir sekinet-i lem'a. Ve ben bilirim: Kader bir defter yazmış,
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Baba İshak etrafında kenetlenen Türkmen kitleleri, liderlerini "velayet sahibi", kurşun ve kılıç işlemez kutsal bir figür olarak görüyordu. Bu dinsel vecd, asilere asimetrik bir moral üstünlük sağlıyordu. Dönemin Selçuklu ordusunu oluşturan Müslüman ikta askerleri ve gulamlar, karşılarındaki kitleyi katletmekte ve bu "kutsal karizmaya" kılıç çekmekte derin bir psikolojik tereddüt yaşıyorlardı. Fısıltı gazetesinin ordu içinde yarattığı moral çöküntü, Selçuklu komuta kademesini ideolojik olarak felç etmişti.
Tarih
Malya’nın Yabancı Kılıcı: Babai İsyanı’nda Frenk Paralı Askerleri ve Selçuklu Meşruiyetinin Epistemik Kırılması 1240 yılında Malya Ovası’nda patlak veren Babai İsyanı’nın tasfiyesi, Türkiye Selçuklu tarih yazımında genellikle bir iç asayiş vakası ya da Moğol istilası öncesi dinsel-sosyal bir patlama olarak ele alınır. Ancak bu isyanın bastırılmasında kritik bir "operasyonel koçbaşı" olarak devreye sokulan zırhlı Frenk (Latin/Haçlı) paralı askerleri, askeri bir zorunluluğun ötesinde, Selçuklu merkezî otoritesinin teolojik, bürokratik ve toplumsal meşruiyet zeminindeki derin bir çürümenin sembolüdür. Bu makale; Malya Ovası’nı Selçuklu’nun yapısal fay hatlarının kesiştiği bir kriz nexusu (kesişim merkezi) olarak kabul ederek, Frenk askeri kullanımının toplumsal hafızada, askeri teolojide ve merkez-çevre geriliminde yarattığı kümülatif kırılmayı tarih sosyolojisi merceğinden incelemektedir. 1. Bir Kriz Nexusu Olarak Malya Ovası Anadolu Selçuklu Devleti, göçebe ve yarı göçebe Türkmen kitlelerinin askeri mobilitesi ve fetih dinamizmi üzerine inşa edilmiş heterojen bir yapıydı. Ancak devletin kurumsallaşma, yerleşik hayata geçme ve Fars kökenli bürokrasiyle merkezîleşme politikaları, sistemi kuran asli unsur olan Türkmenleri zamanla taşraya ve yönetimsel çepere itti. II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde zirveye çıkan vergi adaletsizlikleri, toprak düzenindeki bozulmalar ve Moğol baskısıyla sıkışan nüfus, Baba İlyas ve Baba İshak’ın karizmatik liderliğinde teolojik-siyasal bir patlamaya (Babai İsyanı) dönüştü. İsyanın Amasya ve Tokat hattından başkent Konya’ya doğru bir çığ gibi büyümesi, Selçuklu’nun yerel askeri mekanizmalarını felç etti. Devlet, tahtı ve rejimi korumak adına son çare olarak Malya Ovası’nda ağır zırhlı Frenk süvarilerini cepheye sürdü. Niceliksel olarak
Tarih
Değerli alıntılarınız için teşekkürler
Lokman Şenlik Lokman Şenlik Ve İnsan anlar ki, Yol da Yoldaş da (Allah c.c) Lokman Şenlik Lokman Şenlik Rahman ve Rahim olan Ey Yüce Allahım Yolumda sensin yoldaşımda Türlü nimetlerle donattın dünyamızı Sana çıkar yolumuzu yoldaş ol bizlere Ne Ebubekir dünyayı istedi, ne de dünya onu... Dünya Ömer'e yöneldi ama, Ömer onu kovdu. Osman'a dünyadan bir parça bulaştı. Bizse büsbütün dünyaya bulaştık. Doğru Yolun Sapık Kolları Necip Fazıl Kısakürek Dünyada bize şahdamarımızdan yakın olan Allah Teala varken ben gam çekmem Hz Ebubekir çocuklarıma peygamber sevgisi ve Cenabı Hakkın zikrini miras bıraktım diyordu o halde Hakka yönelelim Yahudi, nerede hangi fikir etrafında birlik ve yekparelik görürse, onu fesada götürmeye ve bu arada kendi çıkarını sağlamaya memur bir bozguncudur Doğru Yolun Sapık Kolları Necip Fazıl Kısakürek Dikkat edelim feasada düşmeyelim İnsanı insan olanı gardaş bilelim Sayısız nimetler var şükredip zikredelim Zikirle gözyaşı ile af dileyip tövbe edelim

Lokman Şenlik

@Misafiriz
·
Ne Ebubekir dünyayı istedi, ne de dünya onu... Dünya Ömer'e yöneldi ama, Ömer onu kovdu. Osman'a dünyadan bir parçacık bulaştı. Bizse büsbütün dünyaya bulaştık.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Din İslam
Nevâî ömrünü Türkçenin bayraktarlığına adamıştı. Türkçenin hor görülmesine karşı çıkıyor, bu dille de muazzam eserler verilebileceğini kanıtlamak için gece gündüz çalışıyordu. ​İşte bu yoğun edebi ve fikri mücadele dönemlerinden birinde Nevâî, bir gece rüyasında Hz. Peygamber’i (s.a.v.) görür. ​Rüyasında Resûlullah Efendimiz, ashabıyla birlikte büyük bir mecliste oturmaktadır. Nevâî, edeple ve hürmetle bu mübarek meclise yaklaşır. Peygamber Efendimiz, Ali Şîr Nevâî’yi görünce ona tebessüm eder, iltifatlarda bulunur ve yanına çağırarak şöyle buyurur: ​"Ey Ali Şîr! Sen benim ümmetimin Türk taifesine (topluluğuna) kendi dilleriyle benim sünnetimi, ahlakımı ve dinimi anlattın. Onların kalplerine bizim sevgimizi aşıladın. Seni ve senin o güzel dilini mübarek kılıyorum." ​Peygamber Efendimiz, Nevâî’nin Türk milletine kendi ana diliyle İslam’ı, sevgiyi ve güzel ahlakı anlatma çabasını bu rüyada taltif ve takdir etmiştir. ​Bu Rüyanın Nevâî Üzerindeki Etkisi ​Bu nurani rüyadan büyük bir vecd, coşku ve gözyaşlarıyla uyanan Ali Şîr Nevâî, artık yaptığı işin (Türkçeye hizmet etmenin) sadece dünyevi bir kültür davası değil, manevi bir görev ve ibadet olduğunu anlar. ​Bu rüyanın verdiği şevkle eserlerine daha da sıkı sarılır. Nitekim o, Peygamber Efendimize olan aşkını ve bağlılığını sadece bu rüyayla bırakmamış, şiirlerine de nakşetmiştir: ​Lisanü't-Tayr ve Hayretü'l-Ebrar gibi mesnevilerinin girişinde yazdığı "Naat"lar (Peygamberimizi öven şiirler), Türk edebiyatının en içten, en yanık Naat-ı Şerifleri arasında yer alır. ​Peygamber Efendimizin kırk hadisini Türkçe kıtalarla şerh ettiği "Erbain" (Kırk Hadis) kitabını da yine bu asil gayeyle, yani Türk halkının İslam’ı kendi diliyle en doğru şekilde öğrenmesi için kaleme almıştır. ​Nevâî, rüyasında aldığı bu manevi icazetle,
1000Kitap