Mehmed Âkif Ersoy'a tevdi edilen meâl çalışması, Kur'ân-ı Kerîm'in resmî hüviyetteki ilk çeviri teşebbüsüydü. Akif, hızlı bir şekilde başladığı tercüme çalışmasını, Türkiye'deki ahval ve tartışmaların tesiriyle olsa gerek, devlet ricali ile paylaşmaktan olabildiğince kaçmıştı. Çevirisinin "Türkçe Kur'ân" olarak nitelenip, anadilde ibadet adına resmî metin makamına konulmasından oldukça endişe ediyordu. Ezan, hutbe ve salânın Türkçeleşmesini izleyeceği mukadder görünen, ibadetlerin de Türkçe olarak eda edilmesi adımı, Kur'ân-ı Kerîm'in Türkçe meâlini hazırlama işinin kendisine tevdi edildiği Mehmed Akif'in 1926 yılında işten geri çekilme feraseti, onu müteakib Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın (ö. 1942) secisiz ve kırık Türkçeli bir meâl sunma yönündeki basiretiyle olabildiğince tehir edilmiş ve Müslümanlar için büyük bir şükür vesilesi olarak neredeyse hiç tatbik edilmemiştir. Âkif, hazırladığı meâlin bir nüshasını vefatından sonra imha edilmek üzere Yozgatlı İhsan Efendi'ye (ö. 1961) emanet etti. Mustafa Sabri Efendi'nin oğlu İbrahim Sabri (ö. 1983), Mehmed Âkif'in müsvedde hâlindeki meâlinin bir nüshasını yakarak imha eden isimler içerisindedir. O, Akif'in şairliğinden çokça etkilenmekte ve meâlinin de bu yönüyle yani edebî yetkiliği itibariyle pek kıymetli olduğunu/olacağını ikrar etmekte olduğu hâlde, söz konusu tehlikenin meâli yakılarak atlatıldığına kanaat getirdiği için şu mısraları kaleme almıştır: "O bir eserdi ki yangın denilse lâyıktı/ Kalırsa, belki yakar, kül ederdi imânı/O bir ateşti ki sönmezdi etmeden ihrâk/ Yakıldı: Sönmesi kurtardı, nass-ı Kur'ân'ı."