Bugün 65'lik bir ruhu pörsümüşle, 25 yaşındaki uyanık torunu arasında, ikisi de namaz ve niyazlarında olduğu halde âdi bir basma ile, el emeği ince bir oya farkı vardır. Biri, ecdadından basmakalıp aldığı İslâm çizgilerini, ona reva görülen şu kadar yıllık meydan dayağına rağmen üzerinde taşıyabilmekte fakat onu nefsinde muhafaza ederken cemiyette kaybettiğinin farkına varamamakta, bu çizgiler cüzzam karhalarıymış gibi onları gizlemekte, göz ve plânından uzaklara kaçırmakta, böylece kuru bir ezbercilik tablosu halinde tuttuklarının hakkını yitirmiş, ruhunu feda etmiş ve İslâm düşmanlarını murada erdirmiş bulunmakta... Öbürü, yani uyanık diye vasıflandırdığımız genç ise, yakın ecdadını, hattâ öz babasını bu hâle getiren baskının yamyassı eseri olmaktan kurtulmuş, asırlar ve dünyalar arası muhasebeye geçmeyi başarmış, dost ve düşman kutupları ayırd etmeyi, suikastçılarının karşısına dikilmeyi bilmiş; İslâmın ezberleme ve geveleme klişe ölçüler üstü, bütün bu mukaddes ölçülerden tütücü bir ruh ve kâinat murakabesi demek olduğunu anlamaya başlamış, yepyeni bir örnek...