Burak

Burak
@vecdebi
Din-i İslâmı ayak altına aldığı gibi ulema-yı İslâm'ı da tekmelerle susturarak pabuç hırsızına çeviren bugünkü Türkiye'yi hem de bir lisan-ı şer'i ve dini (dini ve şer'i dil) ile müdafaaya ağzı varan ulemanın hâlâ bu fena dünyada bulunduğunu ve insan sıfatıyla insanlar arasında gezdiğini gördükçe denaet-i ruhiyenin (ruhî alçalmanın) bu derecesine karşı hayretten nefrete ve nefretten hayrete düşmekle yüreğimin hızını alamıyorum. Dünyada hiçbir meslek görebilir misiniz ki onun içinden bir adam çıksın da mesleğini hakaretler altında yıkmaya çalışan ve bilfiil yıkan düşmanları ile beraber olsun; hariç ez-tabiat ve insaniyet (tabiat ve insanlık dışı) olan bu hâl, yüz bin teessüfle söylüyorum ki yalnız bazı ulema-ı İslâm'da (İslâm âlimlerinde) görülmüştür. Nasıl ki Türkiye'de şer'i mahkemeler ve medreseler gibi müessesat-i diniyeyi yıkan ve dini dünyadan ve hükümetten ayırmaya rıza göstererek dinin hükûmet üzerindeki nüfuzunu kesrettikten (kırdıktan) sonra onu hükümetin emr ve tahakkümü altına sokan Ankara Meclis-i Mebusan'ın hocaları da din ve ilm-i  din (din ilmi) aleyhindeki bu kararlara iştirak etmiştiler.
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Elindeki mizânın kıymetini, vezâifini, ölçünün derecesini bilmeyen bir adamın tarttığı şeylere nasıl itimât edilir? Ve nasıl doğru olur? İnsanın elinde ise kendi vicdan ve idrâkinden başka bir aleti, bir mizânı yoktur. İşte bu hakikate, bu hikmete riâyet etmemenin cezasıdır ki felsefe tarihi, yekdiğerini nakz eden pek çok fikir ve sözleri ihtivâ ediyor, yine bu hikmetten dolayıdır ki bir vakitler pek parlak ve katî zan ve farz olunan ve yaratanın ispatına varlıklar hakikatine dâr olan burhânlar, bugün kıymetsiz söz yığını menzilesine düşmüştür. Nefsini bilmezden evvel, hiçbir kimsenin hâricî hakikatlere sağlam bir ittilâ peyda edemeyeceğine güzel bir misal olmak üzere, âriflerin kâmillerinden birisi şöyle bir hikayecik daha doğrusu latifli bir remiz naklediyor: "Vaktiyle padişahlardan birisi anadan doğma beş-on körü bir araya getirerek kendilerine demiş ki: Şimdi sizi acîb bir şey karşısında bırakacağız, bir an için o şeye temas edeceksiniz. Herhanginiz o şeyi en hakikate muvafık bir hâlde tasvir ve tarif ederseniz, ona büyük bir mükâfat vereceğim." "Körlerin huzuruna bir fil getirilmiş, her birisi filin bir tarafına temas etmiş. Sonra bir tanesi fahr ve kanaati ilan eden bir tavırla demiş ki: Fil: Direk gibi bir şeymiş!" Bu kör, filin bacağına temas edeni imiş. Filin hortumuna yapışanı demiş ki: "Vay gidi izân vay! Ayol fil: Direk gibi değil, yumuşak ve uzanır kısalır bir şey!" Filin kuyruğuna el atan diğeri ise: "Fil: Bir kuyruktan ibaret!" demiş. Bu körlerin sözlerinde birer hakikat nebzesi var, lâkin hiçbiri şâmil bir hakikat değil. Niçin? Zira onlar, hakikatin keşfi için en mûhit hasse olan basardan yani âlet ve mizândan mahrûm edilir.
Düşünce
Her memleketin avâmı, bizzat düşünmek istemez, bekler ki kendisi için başkaları düşünsün. Sonra da her şey hakkında bir fikir sahibi olmak ister ve elbette, seviye ve toplumsal ihtiyacına en muvafık düşen veyahut da kendisine en muvafık ve mâhirane suretle takdîm edilen fikirleri kabul eder. Bu fikirlerin ne dereceye kadar hakikate muvafık olduğunu, fenlerin ve ilimlerin neticelerine tevafuk edip etmediğini muhâkemeden âcizdir.
Düşünce
Eğer terakkî ve tekâmül etmek istiyorsak, bir taraftan gerileme sebeplerimizin, diğer taraftan toplumumuzun bir araya gelerek oluşturduğu unsurların neler olduğunu tedkîk etmeliyiz. Kişi düştüğü yerden kalkar, derler. Ne kadar doğrudur! Biz milletimizi meydana getiren temelleri ıslah ve takviye, tarsîn ve termîm edecek yerde (ki hakiki teceddüt, terakkî ve tekâmül budur) bu temelleri harap hâlde bırakıp da yeni temeller yapmaya kalkışırsak, tam manasıyla intihara teşebbüs etmiş oluruz. Lâkin şurası da var ki terakkî ve teceddüd manasında yabancı kalır, gerileme ve duraklama vadisinde gaflette duran olursak bu defa da toplumsal varlığımız, irfan fakirliği ile sürüne sürüne gözden kaybolur.
Düşünce

Burak

, bir kitap okudu
Puan vermedi·250 syf.·
2022 48. kitabı
Aylık Baran
9/10 · 4 okunma