Toptaşı Cezaevinde bana kütüphanenin idaresi işi verildi. Bir zaman sonra da kütüphane odasının kantin olmasiyle değiştirilmesi icap etti. Kitapları taşımak üzere emrime beş on mahkûm verdiler. Bu mahkûmlardan biri Atatürk'ün sarı yaldızlı alçıdan heykelini götürürken yere düşürüp kırmaz mı? Al sana bir mesele!.. İster misin heykeli, 《Atatürk'e hakaretten mahkûm Necip Fazıl kırdırdı》 desinler? Nitekim, bana hiç de sempatisi olmayan başgardiyan, hâdiseyi bu noktadan hapishane müdürlüğünü aksettirdi, oradan da savcılığa sıçrattılar. Tahkikat açıldı. Heykeli taşıyan mahkûmun 《Bana kimse bir şey söylemedi! Elimden düşürdüm, kırdım!》 demesi üzerine savcı insafını gösterdi ve takipsizlik kararı verdi.
Mâsiyetün evreset zillen ve iftikârâ
Hayrin min taati evreset izzen ve istikbârâ
(O günah ki, insanı küçültür, zillet ve iftikâra götürür; insanı büyüten ve kibre götüren taattan daha hayırlıdır.)
Bu asrın bize bir getirisi varsa o da en başta çirkinliktir. Geçmişte en alelâde bir eşyada, el zanaatında bile görülen, o eşyayı tezyin etme duygusu bugün sadece bir tüketme duygusuna kurban edilmiştir.