"İslâmiyet kendisine hâs itikâdiyâtı, o itikâdiyat üzerine müesses ahlâkiyâtı, o ahlâkiyâttan mütevellid içtimâiyâtı, elhâsıl o içtimâiyâttan doğan siyâsiyâtı ihtiva etmek itibariyle en mükemmel ve en nihai kemali haiz bir din-i insanidır."
Ey dirîğâ dâima ol pençe-i ser tîz-i nefs
Çâk çâk etti girîbânım meded yâ Rab Meded
(Eyvah ki o nefsin keskin, sivri uçlu pençesi dâima
Parça parça etti elbisemin yakasını meded yâ Rab meded)
"Çağın şartları ve gerekçeleri" öne sürülerek bize unutturulan, zor ve ulaşılmaz gösterilen, siyah eldivenlerle tozlu raflara kaldırılan bir mesele. Üstad Necib Fazıl'ın "Mutlak bir nebatîlik ve ilcaîlik içinde ağzına geleni merdivenvâri alt alta yazmak hünerinden ibaret" dediği günümüz edebiyat ortamından öteye henüz geçememişlerin ısrarla gözardı ettiği bir dünya: Divan Edebiyatı...
Bir kültür savaşını sevk ve idare edecek, güdecek, şuurlara alternatif verecek bir toplayıcı fikir zemini şart. Necip Fazıl'ın müdir fikir (idare edici, yönetici fikir) adını verdiği böyle bir hareket noktasının gerekli olduğunu fark etmek dahi bir gelişme işareti sayılacaktır.
Bununla beraber, dış âlemlere açılışın ancak bir iç murakabe anlayışına sahip oldukça başarılı ve verimli olabileceği unutulmamalıdır. Zira, kendi medeniyet omurgası olmayan yapıların sağlam bir bünyeye sahip olamayacakları, sağlam bünyesi olmayanların ise yabancı kültürlerin kendi şartlarında uzun süreçler içinde pişerek olgunlaşan kültür yemişlerini olduğu gibi tüketirken bu yemişlerin bünyelerinde yaptığı tahribatlarla çeşitli ruhi zafiyetlere uğrayacakları ve yok olmaktan beter durumlara düşecekleri ispata muhtaç olmayan bir durumdur.