Görülüyor ki hadîsleri sırf tercüme halinde bırakmak bu nokta-i nazardan tehlikeli bir iştir. Zira mensuh veya müevvel bir hadîsin tercümesini okuyan bir kimse delil buldum zannederek o tercüme ile amel edebilir. Bu sûretle hataya düşmek, işten bile değildir. Bahusus her mesele hakkında âyet ve hadîsten delil olup olmadığını araştırıp sormanın moda hâline geldiği şu zamanda bu tehlike daha da büyüktür, çünkü dedikodu niyetiyle delil peşinde koşan bir adam, mensuh bir delil bulur bulmaz "Bak, filan işi yapmak caizmiş de şimdiye kadar hocalar bizden gizlemişler." diyerek o delili elbet teşhir eder ve ulemâ hakkında söylemedik söz bırakmaz. Bu cihetler ne kadar derin düşünülürse, âyet ve hadîslerin şerhleri ile birlikte tercüme edilmesi lüzum ve zarureti de o kadar iyi anlaşılır.
Bugün bütün dünya müthiş bir ahlâk çöküntüsü içindedir. Milletler düştükleri bu korkunç vartadan bir an evvel kurtuluş çaresi arayacaklarına bilakis oraya daha evvel yuvarlanmak hususunda birbirleriyle yarış ediyorlar. Umumî ahlâk bir füze süratiyle sükût ediyor. Bu süratli sükût Âdemoğlunun adeta aklını başından almıştır.
Önce kendimizi kurtarmamız gerektiğini unutup, dünyayı kurtarmaya soyunalı beri, dünyayı da kendimizi de kaybettiğimizin farkına varamıyoruz. İçimizin "harabat"ına bakmaksızın dışımızı mamur kılma cehdinde ömür tüketirken, dışımızı aydınlatacak ışığın öncelikle içimizde ışıması gerektiğini bir türlü kavrayamıyoruz. "Kendisi himmete muhtaç bir dede/nerde kaldı gayrıya himmet ede."