O zamanlar "ben, beni kimse görmediği zaman en çok kendim oluyorum" diye düşünürdüm. Yeni keşfediyordum bu düşünceyi. Kimse sizi gözlemiyorsa, içinizdeki gizli ikinci kişi dışarı çıkıp dilediği şeyleri yapabilir. Yakınlarda bir babanız varsa ve sizi görüyorsa içinizdeki kişi içinize saklanır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Oblomov. Tamamen bir tesadüf eseri ismini duyduğum, sonrasında da çok merak ettiğim için aldığım kitap. İyi ki merak etmişim, iyi ki denk gelmişim.
Son final dönemimle çakıştığı için birinci bölümden sonrasını uzunca bir zaman boyunca açıp okuyamamış olsam da kitabın anlatımı o kadar iyi ki, onca gün boyunca kitabın kapağını açmayan ben değilmişim gibi hiçbir yabancılık veya kopukluk hissetmeden okudum kalan kısmı.
Kitabın dili harika, kimi kişilerce fazla betimleme içerdiği düşünülebilir belki ama bence bu kitap tam da bu şekilde kaleme alınmalıydı. Daha yüzeysel bir anlatım kesinlikle eksik kalırdı.
Oblomov, yakın arkadaşı Ştolts'un tabiriyle Oblomovluk hastalığına tutulmuş biri. Kendisi hayatta herhangi bir gayesi olmayan, tam anlamıyla ölü gibi yaşayan birisi. Ştolts ve Olga kendisini yeniden hayata bağlamak için uğraşıyorlar, bazen umuda kapılıyorsunuz Oblomov'la birlikte, bazense en az onun kadar ümitsizliğe saplanıyorsunuz.
Oblomov'un yer yer Ştolts ile olan sohbetlerinde kurduğu cümlelerden rahatça anlıyorsunuz ki aslında kendisi oldukça derin bir kişi. Filozof gibi bir karakter. Ama herhangi bir icraati yok. O zehir gibi çalışan aklı, o tertemiz kalmayı başarmış kalbi Oblomovluk hastalığına tutulmamış birine ait olsa çok büyük işler başarabilecek potansiyeli olurdu. Ama işte maalesef durum öyle değil. Oblomov sürekli planlar yapmak ve o planları en ince detayına dek düşünmekle öylesine meşgul ki herhangi bir planını eyleme dökecek enerjisi de fırsatı da kalmıyor.
Kitapta Oblomov'a kimi yerlerde çok üzülüp kimi yerlerde öfkeleneceğinize eminim. Bazı tercihleri, bazı hataları o kadar irrite edici ki insan cidden Oblomov'u karşısına alıp güzelce silkelemek istiyor.
Kitabın sonunda Oblomov'un uşağı Zahar'ın ağlamasına birazcık eşlik etmiş olabilirim.