şaziye..

şaziye..
@verbavolentscriptamanent
"kendi sokaklarında kıblesiz yolcu" youtu.be/EHDAATXaY8E?si=... youtu.be/gWoR_2x3EwA?si=...
687 okur puanı
Kasım 2019 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Puan vermedi·260 syf.··
2023 65. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 15 Kasım 2023 00:28
Eğer Nietzsche'ye yapılmış en büyük haksızlık felsefesinin çarpıtılarak nasyonal sosyalizme alet edilmesi idiyse; Lou Salomé'ye yapılan da, entelektüel yanını tanımayanlar tarafından kişisel yaşamı üzerinden dar tanımlara hapsedilmesi olsa gerek. Nietzsche, Lou Salomé ile ilişkisini "ikiz zihinler" olarak nitelemişti. Bu kitabın her bir satırı Nietzsche'nin ifadesinin ne kadar yerinde olduğunu kanıtlar nitelikte. Kitabın bu baskısı, Salomé'nin iki ayrı metnini içeriyor; ilki olağanüstü güzellikteki Nietzsche analizi, ikincisi de başka Türkçe baskısı bulunmayan 'Erotik' adlı metin. İlkinde Salomé, Nietzsche'nin psikolojisi, felsefesi ve eserleri üzerine muazzam bir psikanaliz uyguluyor. Nietzsche'nin düşünsel yolculuğunu tarafsız ve rasyonel bir bakış açısıyla başından sonuna kadar izleme ve daha iyi kavrama olanağı sunuyor. İkincisinde ise "en mahrem benliğimize açılan kapı" olarak tanımladığı erotizmi, toplum, birey, din, sanat ve ilişkiler bağlamında ele alıyor. Her iki metin de, sayfaları dönüp dönüp okutacak bir derinlik, zekâ ve ustalık barındırıyor. Gerek Nietzsche'yi yetkin bir ağızdan dinlemek, gerekse erotizme nesnel bir gözle bakmak için kesinlikle okunası.
Eserlerinde NietzscheLou Andreas-Salomé · Africano Kitap Yayınları · 2019139 okunma
Reklam
Puan vermedi·208 syf.··
2023 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2023 23:12
"Nasıl adlandıracağım adlandıramadığım sözcüklerimi?" diye soruyordu Beckett, Hiç İçin Metinler'de. Adlandıramadığı her şeyi Adlandırılamayan'a sığdırmış sanki... Burada zaman yok, mekân yok, uzam yok, keza bir gerekliliği kalmamış olan beden de yok. Konuşan kişiye ait biçimsiz bir biçim var yalnızca; kim olduğunu, nerede olduğunu bilmediğini söyleyen, zincirlerinden boşanmış sözcüklerle durmaksızın konuşarak sessizliğin ardına düşen bir zihinden ibaret o belki de artık. "Konuşmak zorundayım, sürdürmek zorundayım" diyor, "boşuna yaşamamış olmak ve sonra susabilmek için konuşmak zorundayım." Yığınla olayı, olguyu, gözlemlerini, düşüncelerini, hislerini boca ediyor üzerimize. Mahood ve Worm, önce onu konuşmaya zorlayan efendinin iki ayrı görünümü olarak çıkıyor karşımıza. Sonrasında her ikisinin de anlatıcının alt kimlikleri olduğunu fark ediyoruz. (Bir harfini/bir parçasını yitirmiş olan 'manhood' mu? Manhood: erkeklik, insanlık. Worm'un mânâsının kurtçuk, larva olması peki? Beckett labirenti...) Bir noktadan itibaren tüm kurmacalar, kişiler, öyküler bertaraf ediliyor. Kaotik bir içsellik deneyimi içinde, bir karadeliğin çekimine kapılmışçasına (ve okuru da oraya doğru çekerek) kâh bizimle kâh kendi kendisiyle konuşan, yazarın ta kendisi aslında. Yankının Kemikleri'nde "görmüyor musun, kayboluyorum" dediği düşüyor aklıma. Yaşamın kargaşası içinde kaybolmuş, o kayboluşta "devam edebilmek" için bir yol arayan ve ısrarla devam eden, bu yolu tek dayanağı olan sözcüklerle kuran, kimi zaman bir döngüselliğe hapsolan, sıradışı bir zihnin muhteşem akışı Adlandırılamayan. Çokça hüzünlendiren, bazen epey güldüren; hayatın gündelik/göstermelik yanlarının kıyısında duranları uzunca düşüncelere daldıran, bambaşka derinliklere sürükleyen bir söylem. Bütün güzellemelerimizi yerle
AdlandırılamayanSamuel Beckett · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2018260 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2023 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2023 00:04
"Yine de bir süre sonra büsbütün öleceğim sonunda. Gelecek ay belki." Böyle başlar Malone, kendine ya da bize bir şeyler anlatmaya. Molloy yahut Moran, kör topal ilerleseler de ayaktaydılar hâlâ. Malone ise dikeyliğini yitirmiştir, yatağa bağımlı vaziyettedir, başa çıkmayı beceremediği hayatın karşısında yatay haldedir, bir nevi teslimiyet halidir bu. Sadece küçücük kalmış bir kurşunkalemi, nerden geldiğini bilmediği bir defteri, bir de ihtiyaç duyduğu nesneleri yaklaştırıp uzaklaştırmaya yarayan bir sopası vardır. Dağılmaya, büsbütün dağılmaya karşı koyabilmek için öyküler anlatır kendine, dolaylı olarak da defteri okuyacak olanlara. İçinde bulunduğu durumun, duygularının düşüncelerinin aktarımıyla bazen aniden kesilir, sonra yine aniden başka bir yerden devam ediverir bu öyküler. Üstelik anlattıkları hayal ürünü müdür yoksa kendi başından geçenler midir, bu da belirsizdir. Olaylar biçim değiştirir, isimler değişir ikide bir. Zaten önemi de yoktur, "hangi bedenin ve tinin pörsümüş kalıntısı olsa görür işimi, insanların peşini sürmenin bir anlamı yok pek." der. Onun ruh hali okuru da kavrar giderek. En az onunki kadar dağınık bir kafayla kalakalırsınız bazen. Kendi ifadesiyle, öyküler aracılığıyla, "olmamanın eşiğinde başka biri olmayı başarıyor"dur Malone. Söyleyiş tarzı da yer yer başkalaşır. Hüzün dolu zarif cümlelerle son derece nobran ifadeler iç içe geçer. Hayat bu kadar acımasızken ve ölüm kapıdayken lisanı inceltmeye, yumuşatmaya lüzum görmez gibidir. Başlangıçta daha sakin sularda seyreden öyküler de sona doğru sertleşir, hırçınlaşır. Yok olmayı kabullenmiş hattâ bunu ister gibi görünse de ölüme bir tepkidir belki bu da. Yine de başlangıçtaki kadar sükunet içinde sona erer yazılan. Kalem küçüle küçüle bitmiştir, onu tutan beden gibi. Bellek neredeyse
Malone ÖlüyorSamuel Beckett · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2018324 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2023 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2023 22:05
Dünya bize hep der ki "şu noktada doğdun, haydi tutun, ilerle, ayakların yere sağlam bassın, değişimlere uyum sağla, iyi ol, sağlıklı ve zinde kal, başarılı ol." Çoğunluk sormaz oysa, nedir 'başarı', nedir 'iyi ve sağlıklı olmak, basılacak zemin neresi ya da var mı öyle bir zemin? Bunca adaptasyon ne için?  Beckett'in kurmaca kişisi Molloy'un yere basacak sağlam ayakları yok, eğilip bükülüp uyum içinde hareket etmesini sağlaması gereken eklemleri katılıp kalmış, "adalet kadar kaskatı" diyor bükülmeyen dizi için. Bacakları sağlam da olabilir, bir çok şey gibi belirsiz bu da, yine de farketmez, sakat olduğunu hissediyor zira. "Ruhen tek bacaklı hissediyorum kendimi" de diyor. Başka bir çok sakatlığı var, ruhsal ve fiziksel. Herkes gibi. Sadece O bunu inkâr etmiyor, bazen memnun bile bundan. Bir arayışta Molloy, bu yolculukta Onu 'ileri'ye taşıyacak sağlam bir vasıta da yok. İlerlemiyor, ya da çok az ilerleyebiliyor, on beş adım, en fazla elli adım ve bazen sürünerek. Çoğunlukla bir fasit dairede dolanıyor aslında. Anneye dair travmalar var derinde, çakıl taşlarını emiyor ağzında yol boyunca mesela, varmaya çalıştığı yer de annenin yanı. Anlatının başı aynı zamanda sonu sanki, ve başlangıçta ya da sonda (ne önemi var ki, bu bir döngü değil mi zaten) anne ölmüş,  "yani gömülecek kadar"... Çakıl taşlarının soğuk ve katı anne imgesinden ölümün soğukluğu ve katılığına geliyor gele gele. Molloy, genelgeçer algılara göre bir yenik, bir yalnız, bir uyumsuz, hattâ bir "deli". Ama onun başarı, başarısızlık, yenmek, yenilmek, uyumlu ve sevilen biri olup olmamak gibi dertleri yok zaten. Tüm toplumsal şablonlara eşit derecede yabancı. Olduğu gibi varolan ve olamayınca da varolmayan bir ademoğlu. Yapabileceği sadece yazmak, zihninin akışına kendini koyverip habire anlatıyor o
MolloySamuel Beckett · Kırmızıkedi Yayınevi · 2018391 okunma
Puan vermedi·79 syf.··
2023 9. kitabı
Bazı kitapların büyülü bir şekilde beni bulduğuna inanırım. Yaşamın basit tesadüflerini kendimce romantize ediyor da olabilirim, yine de böyle düşünmek hoşuma gidiyor. İşte bu da o kitaplardan. Anlatıcı, epeydir görüşmediği bir dostunun ölüm haberini alır ve hikâyenin peşine düşer. Gençliklerinde dünya daha iyi bir yer olsun diye uğraşmış, sonunda yenilgi ile köşelerine çekilmiş iki insan anlatıcı ve A. Biri ülkesini terk edip önce denizci, sonra Sudan'da liman şefi olmuş, diğeri yazarlığa yönelmiş. "Dünyanın ağırlığından kurtulmayı olmasa bile, en azından onu azaltmayı, hattâ anlamayı; yükünü hafifleten masum ve sevecen bir birliktelik sayesinde ona daha bilgece katlanmayı hayal eden A.", sevdiği kadın tarafından terk edilince bir yıkıma sürüklenmiştir. Yazar olan A.'yı sözcükler de terk eder sonunda, hikâyeyi yazmak da liman şefine düşer. Anlatıcı, dostunun hatırasına 'sözcüklerden bir mezar sunmak istediği için' yazmıştır her şeyi. Öyle bir yazmak ki, bir noktada kim kimdir, kadın hangi kadın, mekân neresi, yaşantı kime ait, ölüm kimin ölümü, bilemezsiniz. Öyle ya, insanlık var olduğundan beri, hep aynı şeyleri yaşayan farklı insanlarız belki de. Sonsuz döngü... "insan aynı zamanda öteki de olduğu için birisidir" diyor yazar. Anlatılan mı? İnsan... İnsanın meşum yalnızlığı, yaşamı giderek daha çok kuşatan sahtelikler ve yozlaşma karşısındaki derin keder,  insanı insan yapan zayıflıklar, ölüm : şu "ihtiyar kaptan" ve yok olup giden tüm umutlara rağmen yaşamanın, hiçliğe teslim olmadan önce sonsuzlukta bir iz bırakmanın belki tek yolu olan sevgi, tutku ve dostluk... Sanırım epey bir zaman benim de çantamda gezecek kitap. Muhteşem bir dil, sonuna kadar hakkını veren bir çeviri. Ve kesinlikle okuduğum en zarif, en naif anlatılardan biri. Kelimelerin hayat
Port SudanOlivier Rolin · Dost Kitabevi · 200119 okunma
Reklam