şaziye..

şaziye..
@verbavolentscriptamanent
"kendi sokaklarında kıblesiz yolcu" youtu.be/EHDAATXaY8E?si=... youtu.be/gWoR_2x3EwA?si=...
687 okur puanı
Kasım 2019 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Bu durum insanlığın önüne çıkan bir "badire" değil; kendi eliyle ortaya çıkardığı, gayet memnun yaşadığı veya 'sosyal uyumlanma' ihtiyacıyla kapılıp gittiği bir süreç. Orwell'ın Big Brother'ı iktidarın aktif rolü oynadığı, kitlelerin maruz kaldığı bir tahakküm biçimi idi; bu defa öyle değil, kitleler maruz kalan değil, bile isteye dahil olan pozisyonunda. Sosyal medya içeriklerini üreten bizzat kitlenin kendisi. Su içse görünür olma kaygısı taşıyan, popüler sosyal medya platformlarını kullanmayanı "anormal" gören bir insanlıktan söz ediyoruz. Günün anlam ve önemini "watsapp durumu" ya da "story" yapmayan, eş dostla oralardan bağ kurmayan kaç kişi kaldı şunun şurasında. "Makbul komşu", "makbul esnaf veya memur", "makbul akraba", "makbul eş", "makbul arkadaş" , vs vs .. olmanın yolu o popüler uygulamalardan geçiyor. "İşler böyle yürüyor." Kitleler iktidarları beslemeye teşne ise, iktidarlar niye geri dursun ki? Bu akıntıda sürüklenmeyen üç beş kişi mi? Eh, biz de "tuhaflar" olarak damgayı yeriz o kadar. Bu süreci atlatmak gibi bir derdimiz filan yok insanlık olarak, atlatamayacağız da. Her şeyi tüketerek yaşıyoruz, ve böyle devam edeceğiz; tüketim nesnesi kıldığımız şeylerin -kendimiz dahil- sonunu getirene kadar.

Mysteron

@WickedGame
·
Sosyal medya Platon'un mağara sahnesi gibi; daha da enteresanı, olmayan bir şeyi belki yalanı gerçekmiş gibi kurgulayıp sahneye, piyasaya sunuyorlar ve kitlelerce bu izlenip, takip edilip beğeniliyor. Kaynakça belirsiz, Orwell'ın televizyonu aslında big brother şu an telefon ekranlarına düştü; yeni çağın uyuşturucusu, kontrol edici mekanizması sosyal medya oldu.
1K
Bence geri dönülemeyecek bir noktadayız. Bazı şeylerin artık telafisi pek mümkün değil. Ve biz de nesnelerden farkı olmaksızın iliğimize kadar tüketileceğiz. Kişinin yaşamı boyunca tanık olduğu şeyleri paylaşma ihtiyacı ve görünür kılma arzusu da çok normal ve güzel de bence. Ama artık bu paylaşma ihtiyacı hatta anlaşılma ihtiyacı bile değil:) Sürekli büyüyen vahşi bir istek var; dişlerimizi ve tırnaklarımızı neye geçirebilirsek, ne kadarını ele geçirip ne kadarını sömürebilirsek… sonrası ise kaçınılmaz bir yabancılaşma.
Önceki 7 yanıtı göster
Berf
Berf
, o bakışını görebilene, kıymetini bilebilene rastlarsan/rastladığında pamuklara sar sarmala..
1 yanıtı göster
Reklam
Sosyal medya Platon'un mağara sahnesi gibi; daha da enteresanı, olmayan bir şeyi belki yalanı gerçekmiş gibi kurgulayıp sahneye, piyasaya sunuyorlar ve kitlelerce bu izlenip, takip edilip beğeniliyor. Kaynakça belirsiz, Orwell'ın televizyonu aslında big brother şu an telefon ekranlarına düştü; yeni çağın uyuşturucusu, kontrol edici mekanizması sosyal medya oldu.
1K
Olabildiğince tüket, her şeyi onu al şunu al bunu al oraya git buraya git bunu yaşa şunu gör bunu gör bunu deneyimle her şey gösterilip satılabilen bir şey haline gelmiş dur bakalım insanlık bu badireyi nasıl atlatabilecek.
Bu durum insanlık için bir "badire" değil; kendi eliyle ortaya çıkardığı, gayet memnun yaşadığı veya 'sosyal uyumlanma' ihtiyacıyla kapılıp gittiği bir süreç. Orwell'ın Big Brother'ı iktidarın aktif rolü oynadığı, kitlelerin maruz kaldığı bir tahakküm biçimi idi; bu defa öyle değil, kitleler maruz kalan değil, bile isteye dahil olan pozisyonunda. Sosyal medya içeriklerini üreten bizzat kitlenin kendisi. Popüler sosyal medya platformlarını kullanmayanı "anormal" gören bir insanlıktan söz ediyoruz. Günün anlam ve önemini "story" yapmayan, eş dostla sosyal medyadan bağ kurmayan kaç kişi kaldı şunun şurasında. "Makbul komşu", "makbul esnaf veya çalışan", "makbul akraba", "makbul eş", "makbul arkadaş" , vs vs .. olmanın yolu o popüler uygulamalardan geçiyor. Bu akıntıda sürüklenmeyen üç beş kişi mi? Eh, biz de "tuhaflar" olarak damgayı yeriz o kadar. Bu süreci atlatmak gibi bir derdimiz filan yok, atlatmayacağız da. Her şeyi tüketerek devam ediyoruz ve edeceğiz; tüketim nesnesi kıldığımız her şeyin ve kendimizin sonunu getirene kadar.
öyküsellik
"İnsan zihni, ki bildiği hayatın öznesidir, kendini ve dünyayı öyküleyerek bilir. Şeyleri/olayları anlamlı bir şekilde, tarihselliği ve uzaysallığı içinde bağla(ntılandır)dığımızda
s. 234,235 - Psikomitolojinin Trajik Öznesi Oidipus: Kahraman ve Antikahraman, M. Bilgin Saydam·Kitabı okudu
Bir de şu var; öykü bunu anlatabilenlerin başına gelir :)
"Sonunda acı getirecek zevklerden kaçınabilen, sonunda zevk getirecek acılara da dayanabilen insan mutlu ve başarılıdır." #Montaigne
1000Kitap
Zevk "önseldir"; yani sonuçtan bağımsız olarak o âna içrek dahası niyetin bizatihi kendisidir. Sonu acı olsa bile, o an yaşanan şeyin otonomitesini ve büyüleyiciliğini değiştirmez. Zevk (haz) memnun olma halini, genel ve süreğen bir memnuniyeti aşan bir duyguymuş gibi geliyor bana. Hem önünü arkasını hesaplayıp hem de zevkin içinde kalamaz insan zira. Öyle hadi bir zevk olayına gireyim de değildir. Sigarayı yakmak değildir yani zevk; pakete elini götürmektir. ​ Hesaplı bir memnuniyet peşinde koşmak değildir zevk, diyonizyak bir sarhoşluk halidir ve acı da, zevkin bir "yan etkisi" değil, bazen onun derinliğini artıran bir parçasıdır. ​ Montaigne rasyonel bir bilgedir, severim de kendisini, fakat bahsettiği "sonunda acı getirecek zevklerden kaçınma" tavsiyesi, aslında sağlam ve ne yazık ki kuru bir hayatta kalma stratejisi. ​Eğer her ânımızı sonu ne olur diye düşünerek yaşarsak, aslında hiç yaşamamış, sadece riski yönetmiş olmaz mıyız? Bunu yapan kişi kendisini başarılı ve sağlıklı bulabilir hatta minimal bi mutluluk da duyabilir fakat heyhat, zevkin o maksimal yakıcı ve dönüştürücü gücünü tadamaz ne yazık ki :) ​
"Ruhu zayıf olanlar mübarek olsun, çünkü yaşamın acı veren krallığı onlarındır." der Clarice Lispector. Duygular karşısında "güçlü", yani duygularına karşı mesafeli ve korunaklı olanlar, yaşamın o yakıcı ama gerçek özüne de ulaşamazlar. İster "akıl" ister "konfor" arayışıyla olsun, o mesafeyi koruduğumuz ve kalkanlarımızı kuşandığımız her an, aslında hayatın o en cüretkâr, en sarsıcı, evet, tehlikeli, ama en hakiki bölgesinden kendimizi sürgün ederiz. Montaigne’in "başarılı ve mutlu insan"ı hayatı bir "proje" gibi yönetmeye çalışır, oysa hayat bir "oluş"tur.