Aşk ulaşamayacağın birini abartarak, onun kafandaki ideal kişi olduğunu sanarak tutkuyla bağlanmaktır. Aradaki engeller ne kadar artarsa bu yanılsama o kadar tutkulu olacaktır
"İnanç" dedi Esra duygusal ama ne söylediğinden emin bir sesle "bazen insanların gözlerini kör ediyor. Farklı olana hoşgörü gösterilmesini engelliyor. Kendinden olmayanların ölümünü, yok edilmesini doğal hatta gerekli bir olaymış gibi gösteriyor"
"İlk söylediğinde haklısın. Savaşlar sınıfların devletlerin çıkarları için yapılmıştır ve yapılmaktadır. Ama sonuçta süngüyü saplayan, tetiği çeken, bombayı atan, tankı kullanan sıradan insanlardır. Yani üniforma giymiş halktır. Bugüne kadar çok az asker buna karşı durmuştur. Savaşan iki ordunun askerlerinin birleşip, 'Artık yeter biz savaşmak istemiyoruz' deyip, silahlarını attıkları kaç olay vardır tarihte? Oysa öldürmekten zevk alan, bunu meslek haline getiren insanların yer aldığı binlerce örnek gösterebilirim sana."
"İyi de," diye itiraz etti Esra, "silahlarını bırakırlarsa suç işlemiş olurlar. Belki de vatan haini diye kurşuna dizilirler."
"Savaşta zaten ölmeyecekler mi? Daha doğru bir amaç uğruna, barış için ölmeleri daha anlamlı olmaz mıydı?"
"Bu bir bilinçlenme sorunu," dedi kaçacak yeri kalmayan Esra. "Güçlü bir barış kültürü oluşursa..."
"Anlatmak istediğim de bu. Barış insanın içinden gelmiyor. İnsan öldürmek için gösterdiği çabayı, özveriyi öldürmemek için göstermiyor. Barışı sağlamak için dışarıdan bir bilinç akışı gerek."
"Savaş için de öyle değil mi?" diye atıldı Esra. "Hükümetler halkı hazırlamadan savaşa girmeyi göze alamazlar."
"Belki ama savaşın kötü, korkunç bir şey olduğu defalarca kanıtlandı. Sonuçları bu kadar ağır olan bir yıkıma insan nasıl bu kadar kolay sürüklenebilir... Sürükleniyorsa bunun nedenlerini devletlerin katı politikalarında, açgözlü sınıfların çıkarlarında olduğu kadar insanın yapısında da aramak gerek"